İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

43°C Sıcaklıkta, Girne Kalesi’nde Bir Gezi

Content Protection by DMCA.com

Kuzey Kıbrıs’ı gezmeye gidip Girne Kalesi’ne uğramamak olmazdı. Çünkü Temmuz ayının yakıcı sıcağına rağmen, tarihi bir mekanı ziyaret etmemek olmazdı. İşte Girne Kalesi’ne dair küçük bir makale.

Girne (Gezegenden Notlar) – Şehir merkezine yarım saatlik yürüme mesafesindeki otelden, Girne Kalesi’ne kızgın güneşin altında tabana kuvvet yürüme fikri delice olsa da, deliliğe mahsus o cesareti gösterip yürüyoruz. Eh, limana hakim durumdaki kaleye ulaştığımızda, doğal olarak nemin etkisiyle bir hayli terlemiş oluyoruz. Ve akıllanmak şöyle dursun, sırf çevreyi görüp birkaç fotoğraf çekebilmek pahasına güneşe göz kırpıyoruz. Gişe biraz kuytuda kaldığından, görmeden yanından yürüyüp geçme ihtimali yüksek. Kalenin dışında tam bir tur attıktan sonra, merdivenden çıkarak ücretimizi ödüyor ve geziye başlıyoruz.

Osmanlı Denizcisi Sadık Paşa’nın Mezarı

Hendeği aşıp kaleye girdiğimizde, okul gezisi için toplanmış öğrencileri geride bırakıp, ilk koridordan girişi yapıyoruz. Burada bir taş mezar kaşımıza çıkıyor. 1570 yılında Kıbrıs’ın fethi sırasında çarpışarak şehit düşen Cezayirli Türk denizcisi Sadık Paşa’nın mezarı. İnternette araştırdığım birçok kaynakta her ne kadar lahit kelimesi kullanılmış olsa da, ben de tıpkı kale bilgilerini düzenleyen tarihçilere uyarak mezar demeyi tercih ettim. Zira lahit daha çok antik çağlara ait bir mezar çeşididir.

Günümüzü yorumlamak, tarihi bilmekle mümkündür.

Elbette, kalenin tarihi daha eski olduğundan, anlatmaya en eskiden başlamak gerek. Net olarak bilinmese de, kalenin inşasına Arap akınlarına karşı Bizanslıların başladığı (8.yy) yönünde bir söylenti mevcut.

Kale girişinde bulunan Aziz George Kilisesi, Bizanslılar dönemide ait olsa da, o dönemlerde kale sınırları dışında kalıyormuş. Açıkçası, kesme taş duvarlarla örülü iç mekanlarda gezmek, 43°C sıcaklıkta dış mekanları gezmek kadar zor olmuyor. Bu sebeple avluya çıktıktan sonra hızlıca gölge bir yer bulmanın planlarını da yapmak durumundayız.

Üçüncü Haçlı Seferleriyle, 1192 yılında I.Richard geliyor ve Bizans hakimiyetine son vererek adayı işgal ediyor. Doğal olarak kale de el değiştirmiş oluyor. Kendisi İngiltere’nin Kralı. Ama İngiliz değil. Norman hakimiyetindeki bir İngiltere’den bahsediyorum. Normanlar kim derseniz, İskandinav ve Frenk karışımı bir halk demek sanırım doğru olacak. Kuzeyli adamlar! Ne diyordum: Richard adayı fethediyor. Taa 16 yaşındayken babasına karşı isyan başlatan asileri bastırmış bir zat kendisi. Aslan Yürekli Richard!

Lüzinyanlar kimdir?

Kıbrıs’ın tarihine dair hangi bilgiyi kurcalasam bir Lüzinyan adı karşıma çıkıp duruyordu. Artık sözünü edebilirim. En temel bilgi, 1192-1489 yılları arasında Kıbrıs’ı yönetmiş bir Fransız hanedanı olarak karşıma çıkıyor. “Guy de Lusignan” isminde bir kral. Kudüs Kralı! Önce politik karışıklıkların önüne geçmek için Kudüs’teki Kraliçe Sibylla ile evlendiriliyor. Sonra kraliçe 1186 yılında tacı bu adama devrediyor. Bir “Haçlı” devleti olan Kudüs. Tabii; Selahattin Eyyubi Kudüs’ü tekrar ele geçirince işler değişiyor. Sonra bizim Lüzinyan, 1192 yılında Kıbrıs’ı Aslan Yürekli Richard’dan satın alıyor ve Kıbrıs topraklarındaki Lüzinyan hikayesi de başlamış oluyor. Taa ki 1489’da Venedikliler gelip adayı fethedene kadar. Kalenin içindeki Lüzinyan Kulesi de, 1208-1211 yılları arasında Kıbrıs Kralı John D’ibelin tarafından yaptırılmış.

Derken 1373 yılına kadar geliyoruz. Ceneviz saldırıları gündemde. Kalenin büyük bir bölümü tahrip oluyor. 1540 yılında ise Vededikliler adanın kontrolünü ele alıyor. Bu dönemde kale, ilave edilen iki kule ve St.George kilisesini kapsayan kalınlaştırılmış surlar ile birlikte bugünkü görünümünü almış oluyor. Venediklilerin bu önlemi almalarında, Türk topçu saldırılarının rolü oldukça fazla. Fakat yine de 1571 yılındaki fetihten itibaren kale ile birlikte Girne de Türk yönetimine geçiyor. Hem de savaşsız!

İngilizler adaya geliyor.

Ah şu 93 Harbi! Türk Ordusu Ruslar karşısında yenilince, Kıbrıs Sözleşmesi imzalanıyor ve ada İngilizlere kiralanıyor. İngilizler, her ne kadar mülkiyet Türklerde olsa da, hakimiyet artık kendilerinde olduğundan, I.Dünya Savaşı çıkınca fırsat bu fırsat deyip adayı tamamen işgal ediveriyorlar. Çıkarabilene aşk olsun! Türk yönetiminde kaleye yapılan ilavelerin tamamı İngiliz sömürge dönemindeki restorasyon çalışmaları sırasında ortadan kaldırılmış.

Tabii bu arada Türkler ve Rumlar hala adadalar. Rumlar boş durmuyor ve Yunan’a hizmet eden Enosis isteğiyle Ekim 1931’de ayaklanıyorlar. Bu tarihten sonra hiçbir şey yolunda gitmiyor. Rumların adanın tamamını ele geçirme isteği, 1963 ve 1974 yıllarında Türk soykırımı yapmalarına bahane oluyor. Gelgelelim Türk varlığı halen sürmekte. Girne Kalesi, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurulduğu 1974 yılından beri Eski Eserler ve Müzeler Dairesi Müdürlüğü’nün denetiminde halkın ziyaretine açık olarak işletilmekte.

Tarihimizi ve kültürümüzü hatırlamak; değerini bilmek dileğiyle.
Saygılar, sevgiler.
Ufuk Erdal.

Content Protection by DMCA.com

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın