İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Brugge: “Yılbaşından Önce Noel’den Sonra”

Content Protection by DMCA.com

Tarihin kucağında bir tatil yaşamak isteyen herkesin gelmek isteyeceği bir şehir Brüj. Tarihini korurken aynı zamanda kültür çeşitliliğine de ev sahipliği yapıyor. Kısa bir Brüj turu…

Brüj (Gezegenden Notlar) – Yürüyoruz… Arnavut kaldırımlı Brüj sokaklarında, suçluluğumuzun baş mimarı tekerlekli bavullarımızla, istasyondan Markt’taki otelimize kadar yürüyoruz. Bir tekerlekli bavulun ne kadar gürültülü olabileceğini, tarihi bir kentte tecrübe ederek yürüyoruz. Ve nihâyet otele yerleşip kendimizi dışarı attığımızda güneş de batmış oluyor. Kış sezonunda günler burada nispeten daha kısa. (Güneş doğuşu: 08:50, batış: 16:45) Özellikle şehir mimarisini izleyerek gezmeyi sevenler için önemli bir kıstas.

Charleroi Havaalanı’ndan “shuttle bus servise” ile kişi başı 21€ vererek gidilebiliyor. Yolculuk süresi yaklaşık 2 saat 10 dakika.

Markt’ın Gece Görünümü

Dün noelin son günüydü. Meydan ışıl ışıl ve göbekteki küçük buz pateni pisti ise hâlâ yerinde. Akşam yemeği için burası cazip geliyor ve bir restoran beğenip garsonun tavsiye ettiği yerel şarap eşliğinde meydan manzaralı bir midye ziyafeti çekiyoruz. Bir de yanında patates kızartmamız var. Garson, Türk olduğumuzu anlayınca bildiği Türkçe kelimelerle jest yapıyor. Şaşırıyoruz.

Lâf boğazdan açılmışken; Belçika birası, waffle ve çikolataları denemeden Belçika’dan ayrılmamak gerek. Malum olduğu üzere, çikolata Belçika kültürünün de bir parçası. Eğer imkânınız varsa Choco-Story’e (Çikolata Müzesi) mutlaka uğrayın. Çikolatanın yapılış öyküsünü ve yerel çikolataların tadını keşfedin.

Kolomb öncesi medeniyetlerden miras aldığımız çikolata, Hernando Cortés tarafından Avrupa’ya ihraç edilmiş. Özellikle 1920’lerde Belçika’da geliştirilen tablet çikolatalardan sonra, Avrupa’da en çok rağbet gören çikolatalar 150 gramlık tabletler olmuş. Belçika daha sonraları tabletin gramajını düşürerek 30-45 grama düşürerek tablet şeklini veren ilk ülke olmuş. Kuvertür dediğimiz yüksek kakao yağı içeriğine sahip çikolata da ilk defa Belçikalı Callebaut’un sahiplerinden Frans Callebaut tarafından üretilmiş.

Markt’tan Bir Görünüm

Kısaca Markt’tan bahsetmek isterim. Yaklaşık bir hektarlık alanı kaplayan ve 1995’te tamamen yenilenen bu capcanlı Büyük Pazar Meydanı, park alanlarından arındırılmış ve kutlamalara daha uygun bir forma sokulmuş. Şehir turu için faytonlar da buradan hareket ediyor. Belfort (Çan kulesi), neogotik mimarisiyle Provincaal Hof (Mahkeme binası), Historium Brugge (Tarih müzesi), Brugs Biermuseum (Bira müzesi) ve Salvadol Dalí galerisi de burada. Bu kısa gezide yolumuz ne vakit bu meydandan geçse yüzümü bir tebessüm alıyor. Tıpkı 2014 Ekim’indeki Prag gezisinde hissettiğim gibi.

Belfort (Sağda)

47 adet çanı bulunan Belfort (Çan kulesi, Belfry), şehrin simgesi olmuş. Her ne kadar şehre yukarıdan bakmaya niyetlenip kulenin 366 basamaklı dar merdivenlerini tırmansak da, tepeye vardığımızda görüşün kısıtlı olduğunu anlayınca bir parça hayal kırıklığı yaşıyoruz. 1240 yılında meydana eklenen kule, 1280’deki yangından sonra yeniden inşa edilmiş. Fakat şehir arşivleri kurtarılamamış. 2008 yapımı “In Bruges” filminin de önemli bir mekânı olan Belfort, aynı zamanda “Bulut Atlası” romanında da kendine bir yer bulmuş. (09:30-17:00 arasında açık, giriş ücreti €10,00)

Belçika’nın kuzeyindeki Flande (Vlaanderen) bölgesinde bir kasaba olan Brüj’de Flaman dili hakim. Bu sebeple başlıkta da Brugge adını kullanmayı tercih ettim. Nitekim tatlı yemek için girdiğimiz bir nehir kenarı kafede soluklanıyoruz. Ne tesadüftür ki buradaki garson da çok az Türkçe biliyor. Derken yan masaların katılımıyla kendimizi eğlenceli bir sohbetin içinde buluyoruz. Konu dönüp dolaşıp kültüre geldiğinde gururlanarak biz tarihimizi koruyan insanlarız diyorlar. Fransızca’ya karşı biraz tutucular. Aralarında konuştukları dil Flaman dili.

Markt’tan Bir Görünüm

Şehrin nehirle çevrili olan tarihi bölgesi Unesco’nun dünya mirası listesinde yer alıyor. Tarih boyunca şehrin güzelleşmesinde Flaman Ressamlık Okulu’nun ektisi büyük. Jan van Eyck ve Hans Memling önemli sanaçtılar.

Brüj görece küçük bir yerleşim olduğundan yakın yerlerde gidilebilecek neresi var diye araştırırken Kasteel van Loppem (Loppem Şatosu) karşıma çıkmıştı. Historium Brugge içindeki Turist Danışma Bürosu’ndan bir harita satın alıyoruz ve oraya gitmek üzere bisiklet kiralıyoruz. İki ayran gönüllü atlıyoruz bisiklete, koyuluyoruz yola. Biraz yorulsak da varıyoruz. Küçük bir gölet kıyısında hoş bir şato. 1859 yılında Baron Charles van Caloen ve ailesi tarafından inşa ettirilmiş. Şatonun çevresini ve bahçesini dolaşıp güzel kareler fotoğraflıyoruz. (Bir de daha güneyde Wijnendale Şatosu var. Orası da görülmesi gereken yerler arasına girebilecek güzellikte.)

Kasteel van Loppem

Neyse, gerçeklere dönelim. Bunun bir de dönüşü var. Eğer bisiklet kullanmaya alışkın değilseniz ya da bacaklarınız yeteri kadar güçlü değilse uzun süreli bisiklet kullanımının ertesi güne etkisini sanırım izah etmeme gerek yok. Ancak; Brüj halkının büyük çoğunluğu bisiklet kullanıcısı. Araç trafiği olan her yolda, bir de bisiklet için ayrılan kenar yol bulunuyor. Adeta şehir yaşantısının bir parçası olmuş. Trafiğin yüzde altmışını bisikletler oluşturuyor.

Burg’dan Bir Görünüm

İkinci büyük meydan olan Burg’da bulunan Basiliek van hat Heilig Bloed (Kutsal Kan Bazilikası), romanesk ve gotik mimariyle 12.yy’da inşa edilmiş. İsminin kaynağı ise Kudüs’ten getirilip bu kilisede hâlen muhafaza edilen Hz.İsa’nın kanının bulaştığı bez. Her cuma sergileniyor.

Burg meydanında gece dolaşmanın keyfi de bir başka. Markt’a nazaran daha sessiz ve romantik. Köşede çello çalan bir sokak müzisyeniyse atmosferin büyüsünü sağlıyor. Gece gece burada bir banka oturup müziğin tadını çıkarıyoruz.

Burg’dan Bir Görünüm

Begijnhof (Beginaj yapıları ve kilisesi), Beguinler diye anılan ve 13. yüzyıl ve 14. yüzyılda Flaman ülkelerinde ortaya çıkan Katolik inanıştaki dini toplulukların yaşadığı binalar. Yalnız yaşayan kadınlar bir kilisenin çevresinde yer alan evlerde, özel hayatlarını koruyarak yaşamaya devam ederek resmi olmayan bir topluluk oluşturmuş ve çeşitli yardım faaliyetlerinde bulunmuşlar. Bu yapılar da Dünya Miras Listesinde yer alıyor. Beginaj yapılarının hemen yanında Minnewaterpark’ı da gezin. Romantik bir atmosfere sahip göletin çevresi yemyeşil bir alana sahip. (Beginjhof için eğer yalnızca yarım saat yeter diyorsanız Markt’dan kalkan faytonlar burada tam yarım saat dinlenme molası da veriyor. Not: Fayton turu bahşişle birlikte €55.)

122 metre yüksekliğiyle şehirdeki en yüksek yapı olan Onze-Lieve-Vrouwekerk (Church of Our Lady) görülmesi gereken bir kilise. Ön cephesindeki “Kutsal Meryem ve Oğlu” heykeli (1504), Miclehangelo’ın İtalya dışındaki tek eseriymiş. Heykelin aslında Siena Katedrali için tasarlandığı konuşulsa da şimdiki yeri bu kilise. İtalya’da tüccar olan Jan ve Aleksander Mouscron tarafından satın alınarak bu kiliseye bağışlanmış (1514). Burgonya krallarının etkileyici mezarları da kilisenin içinde. Özel müze bölümüne 2€ ödeyerek girilebiliyor.

Kilisenin karşısında Old St.John’s Hospital bulunuyor. Avrupa’nın en eski hastanelerinden. Ortaçağ boyunca hacıların ve gezginlere merhem olmuş. Sonraları manastıs binasıyla genişletilmiş. Bugün hastane kayıtları, tıbbi cihazlar ve diğer sanat eserlerinin yanı sıra Hans Memling eserlerine de müze olarak ev sahipliği yapıyor.

Groeningemuseum (Şehir Güzel Sanatlar Müzesi), her gün 17:00’e kadar açık. İçeride Eyck başta olmak üzere Brüj’de yaşamış ve üretmiş ressamlara ait 14.yy’dan 20.yy’a kadar eserler bulunuyor. Müze ismini her ne kadar yakınında bulunduğu caddeden almış da olsa, Kortrjik şehrindeki Groeninge düzlüklerine de adeta atıfta bulunuyor. Flaman ordusu Fransız Kralı’nı 1302 yılında bu düzlükte mağlup etmiş.

Gezilmesi gereken yerler arasına St.Salvator’s Cathedral, Gruuthusemuseum ve De Halve Maan (bira fabrikası)’ı listenize ekleyebilirsiniz.

Bol seyahatli bir ömür dilerim.

Aralık 2015

Ufuk Erdal.

Content Protection by DMCA.com

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın