İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Büyük Tartışmaya Bilimsel Açıklık: “Nerede Bu Uzaylılar!?”

Content Protection by DMCA.com

Bu soru genellikle şu şekilde sorulur: “Sence uzaylılar var mı?” Kısa cevabı ise şudur: Aslında olmaları ve bizim de bunu bilmemiz gerekiyor, ama yoklar.

Ankara (Gezegenden Notlar) – Sorunun doğruluğu ile başlayalım. Bilimde “sence” ya da “bence“ olmaz. Düşünce ve iddialarınızı elbette destekleyebilirsiniz. Fakat “Bence var ya!” ya da “Yok yahu, bence yok, uzaylı neymiş ha ha!” demekle olmuyor. Tartışma bilimsel olmayacaksa, bilimsel olan konularda bir yere varılamaz. Ben de, son derece agnostik olunması gereken bu hassas konuyu size yöntemsel olarak aktaracağım.

Merak etmeyin! İlginç ve okunması zevkli bir yazı ortaya çıkartacağız hep birlikte. En başta medyanın ve filmlerin UFO, uzaylı ve Dünya dışı zeki varlık derken neyi kastettiklerini kısaca öğreneceğiz. Devamında; uzaylılar hakkında neden “var olmaları ve bizimde onları bilmemiz gerekiyor ama yoklar” dediğimi anlayacağız. Son olarak genel kültüre değinerek: İlk UFO ne zaman görüldü? ABD’nin Dünya’yı uzaylı istilasından kurtarma filmleri bir propaganda mı? NASA uzayda neden ısrarla hayat arıyor? Uzay turizmi ticari açıdan mümkün mü? Stephen Hawking, NASA ve SETI’nin uzaylı aramalarını bırakmasını neden istiyor? gibi büyük soruları anlaşılır bir biçimde cevaplayacağız. Sizi uyarmak isterim: Bundan sonra okuyacaklarınız mutlak bilimsel gerçeklik içerir, şaşırırken dikkatli olun.

Dünya Dışı Zeki Varlık, Uzaylı ve UFO Nedir?

“Uzaylı”nın en basit tanımına Dünya dışındaki herhangi bir yaşam formu denebilir. Bu bakımdan, NASA’nın da kabul ettiği gibi, başka bir gezegendeki bir bakteri bile “uzaylıdır”. Üç yüz bin ışık yılı uzaklıktaki bir “bitkimsi” varlık da “uzaylıdır”. Eğer bir gün Mars toprağında küçük bir virüs geliştiğine şahit olursak, o dahi bir uzaylı olarak kategorize edilecektir.

UFO konusu aklınıza gelmiş olabilir. Peki UFO nedir? UFO İngilizce “tanımlanamayan uçan cismin” (Unidentified Flying Object) kısaltmasıdır.

Zeki uzaylı ya da Dünya dışı zeki yaşam formu dediğimiz ise, düşünebilen ve bilinçli olarak icatlar yapabilen bir canlı türü olarak tanımlıdır. Dünya dışı zeki bir varlığın sahip olması gereken en önemli özellik, bilinçli olarak kendinin farkında olan insan gibi bir “birey” olması. Biz bugün daha çok Dünya dışı zeki varlıklara yoğunlaşacağız. Eğer bir UFO zaten gerçekse ve onu inşa eden kişiler insan değillerse; sizin de muhtemelen kabul edeceğiniz gibi, bu uzay aracının Dünya dışı zeki varlıkların ellerinden çıkmış olma ihtimali çok yüksek.

Kısa bir açıklama da bu konuda yapmak gerekirse, UFO’lar ve bu konuda elimizde “maalesef” hiçbir kanıt yok. Bununla birlikte SETI (Dünya Dışı Akıllı Yaşam Araştırma Enstitüsü) gezegenimizde bu konuların uzmanı ve karar merciidir. Yazının devamında bahsedeceğimiz gibi, çözülememiş 3 tane bilimsel vaka dışında, aklınıza gelen tüm fotoğraf, video, şahitler ve sözde itiraflar: hepsi yalan!

Peki UFO’ların büyük bir kısmı neden yalan? Çünkü biz şu anda -1970lerden beri- Dünya yörüngesindeki 20 cm’den büyük tüm cisimleri takip ediyor ve nerede olduklarını biliyoruz. Güneş sistemindeki 30 metreden büyük tüm cisimler neredeyse kataloglandı ve izlenmeye devam ediyor.

Diyelim ki; imkansızlıkların ötesinde muazzam bir şans eseri, tüm uzay kuruluşları ve devletler gizli bir anlaşma ile bunu bizden saklamayı başardılar. Bu durumda da, yüzlerce bağımsız kuruluş ve amatör astronomlar var. Onlar da olmadıklarına konusunda (veya en azından şimdiye kadar gözlemlenmediğinde) hem fikirlerse; UFO’ların büyük bir kısmının yalan olduğu konusunda soru işareti kalmamalı değil mi? Ne dersiniz?

Elimizde var olan 3 gizemli vakaya geçmeden önce, size biraz ilginç sayısal veri ve bir paradokstan bahsedeceğim. Ki bu konuyu ve arka plandaki bilimselliği basitçe anlayalım.

Atacama Çölünde 4 ALMA’nın Radyo Teleskopları ve Samanyolunun Kuzey Batı Kolu
(Copyright: Atıflı, Mülkiyet: www.almaobservatory.org)

Fermi Paradoksu Nedir ve Bizim için Neden Önemli?

Fermi paradoksu kısaca, Dünya dışı uygarlıkların var olma ihtimalinin yüksek olduğuna dair tahminler ile bunu doğrulayacak herhangi bir kanıtın ya da temasın yokluğu arasındaki çelişkiyi ifade eder. Yani; tüm bildiklerimiz, hesaplarımız ve tahminlerimiz uzaylıların var olduğunu gösterirken, aslında yoklar.

Bizim için önemi şu! Evrenin yaşı, muazzam sayıdaki yıldızlar ve hayat için Dünya’nın tipik bir gezegen olduğu varsayımını göz önüne alalım. Yani Dünya dışı yaşamın yaygın olması gerekir. Çünkü Dünya ile yaklaşık aynı boyutlarda, aynı miktarda ısı ve ışık alan, su bulunduran on milyarlarca gezegen mevcut.

Bu önermeyi kimin yaptığını merak ediyorsanız, 1950’de bir öğle yemeği sırasında bu konuyu tartışan fizikçi Enrico Fermi’nin şu sorusuna bakınız: “Eğer Samanyolu içinde yüksek sayıda Dünya dışı ileri uygarlıklar mevcutsa, neden onlara ait uzay araçları ya da sondalar gibi kanıtlara rastlamıyoruz?”

Enrico Fermi

Konunun daha detaylı incelendiği tartışmalar, Michael H. Hart’ın 1975 tarihli bilimsel bir makalesiyle başladı. Paradoks, bu sebeple zaman zaman Fermi-Hart Paradoksu olarak da adlandırılıyor. Konuya ilişkin bir başka soru da Büyük Sessizlik olarak bilinir: “Uzayda yolculuk zor olsa bile, eğer Dünya dışı yaşam yaygınsa, en azından bu uygarlıklara ait radyo sinyallerini duymamız gerekmez mi?”

Dünya dışı yaşam hakkında bilimsel teoriler ve olası modeller üretmeye yönelik çalışmalar, Hart’ın makalesi ile birlikte büyük çabalara sahne oldu. Bu çalışmaların çoğundaki teorik referans noktası ise Fermi Paradoksu’dur. Bu problemi doğrudan ele alan pek çok bilimsel çalışma yapıldı. Ve bu problemle ilgili çeşitli soruların cevapları astronomi, biyoloji, ekoloji ve felsefe gibi disiplinlerde arandı. Astro-biyoloji alanının ortaya çıkmasıyla birlikte, Fermi paradoksu ve Dünya dışı yaşamın varlığı, disiplinler arası bir yaklaşımla ele alınmaya başladı. Sonuç olarak Drake Denklemi, şu anda kabul gören ve bu konuda bilimsel bir hesap sonucu verebilen bir denklem.

Michael H. Hart

Fermi Paradoksu ve Drake Denklemi’ni kullanarak Dünya dışı yaşamın kanıtlarını bulmaya çalışan ya da böyle bir uygarlığın insan algısının dışında var olabileceğini savunarak çözmeyi deneyenler oldu. Bu çalışmalara karşı çıkanlar ise; zeki Dünya dışı yaşamın olmadığını ya da insanların temas kuramayacağı kadar nadir olduğunu savundu.

Şimdi tartışmanın içine giriyoruz. Tarafınızı seçin! Ve merak etmeyin, yok olmalarını veya onların farkında olmayışımızı açıklayabilen bazı teorileri yazının ilerleyen kısmında bulacaksınız.

Drake Denklemi (Copyright Gezegenden Notlar, Mülkiyet Hakkı Ali Kul)

Drake Denklemi

Bu denklem Green Bank Denklemi ya da yanlış olarak Sagan (ünlü Astrofizikçi Carl Sagan’a atfen) denklemi olarak da bilinir. Kısaca dünya dışı yaşam arayışında önemli bir denklemdir. Bazı sayısal bilgiler lütfen sizi korkutmasın, yalnızca kısaca değineceğim.

Şimdi, hep birlikte; samanyolu galaksisi üzerinde bu değerleri kullanarak basit ve ortalama bir hesap yapacağız. Ortalama derken çözünürlükten ödün vermeyeceğiz. Sadece tartışmalı veya tahmini olan verilerin nominal ortalamasını alacağız. Örneğin; Samanyolu galaksisinde 100 milyar-200 milyar civarında yıldız olduğu biliniyor. Biz bunu denklemde 150 milyar olarak kullanacağız.

Unutmayın! Şu anda sadece samanyolu galaksisi için hesaplıyoruz (en güncel verilerle – 19.08.2017):

N(sonuç) = 10.73
%N = N*100% = 10.73*100% = %1073
Yüzde Bin Yetmiş Üç

Yani 10 tane uygarlığın varlığından kesin bir şekilde haberdar olmamız lazım. Ya da onların bizim varlığımızdan haberdar olması gerek. Üstelik onbirinci uygarlığın var olma ihtimali %73. Yani eğer varsa herhangi bir uygarlık bulma ihtimalimiz %1073!

Tüm değerlerin en kötü ihtimalini, en düşük veriler ile değerlendirdiğinizde, samanyolu galaksisinde bizden başka bir yaşamın sinyalinden dolayı bilmemiz gereken uygarlık sayısı: bir buçuk. Yani biz ve artı %50 ihtimalle bir uygarlık daha.

Şimdi hesaplarımızı bir üst boyuta taşıyalım ve evren için hesaplayalım. Tabii ki bu hesabın hata payı çok daha yüksek olacak. Belirttiğim gibi, en kötü ihtimalleri girdi olarak aldığımızda, 150 milyar yıldız bulunan bizim galaksimiz için bilmemiz gereken uygarlık sayısı bir buçuk çıkmıştı. Evrende içinde bulunduğumuz Samanyoluna çok benzeyen ve yaklaşık aynı miktarda yıldız içeren galaksi sayısı en “kötü” ihtimalle, saydığımız kadarı ile 100 milyar. Daha saymadıklarımızı ve varsayımları hesaba katmıyorum. Bu sayımlar ve kataloglamalar 1920’lerden beri çok büyük titizlikle yapılıyor. Basitçe; 100 milyar çarpı bir buçuk çarpı mesafeden dolayı sinyal kaybı (100.000.000.000×1,5×10-9) eşittir 150. Sonuç olarak başka uygarlığın sinyallerini bulabilme şansımızın 150 tane olması gerektiği hesaplanıyor. İşte zaten bu yüzden buna Fermi paradoksu diyoruz. Yani olmaları gerek ancak yoklar.

E.T. filminin meşhur sahnesi

Uzaylılar Neden Bizden Daha Zeki Tasvir Edilir?

Bilim-kurguda uzaylıların bizden daha zeki olarak tasvir edilmesinin sebebi, Güneş sistemimizin, Güneşimizin ve gezegenimizin göreceli olarak çok genç olmasıdır. Astronomi ölçüleri ile bize yakın çok daha yaşlı gezegenler var. Eğer orada bir yaşam varsa bizden çok daha yaşlı olması ihtimali bizle aynı ya da bizden daha genç olma ihtimallerine göre çokça yüksek. Tabii ki, onların daha önce ortaya çıkması, sonuç olarak teknolojide her zaman daha ileride olduğu ya da olacağı anlamına gelmez. Ama daha ileride olma ihtimalleri, kabul edersiniz ki daha yüksek.

Bunun psikolojik perspektifi bu yazıda ele alınmayacak. Ancak yine de bir cümleyle hatırlatmakta fayda var: İnsan, doğası gereği, gücü ve kendisinden daha ileri varlıkların onu kurtaracağı hikayesini sever, benimser. Bu sayede kendi omzundaki yükü hafifletir.

Birkaç milyar yıl sonra gerçekleşecek olan Samanyolu galaksisi ve Andromeda galaksisi arasında ki çarpışmanın bilimsel simülasyon sonucunun sanatsal tasviri

İlk UFO ne zaman ve nerede görüldü? Amerika neden sürekli Dünya’yı uzaylılardan kurtarıyor?

Bilinen ilk UFO iddiası, milattan önce 1440 yılında Antik Mısır’da Thusmose III tarafından uçan ateşli bir disk görüldüğü iddiasıdır. 1000 yıllık sessizlikten sonra Diodorus Siculus’a göre Antik Yunanistan’da general Timoleon’un yönetimindeki gemi filosu, yanan ve uçan bir dev meşale tarafından yönlendirildi. Ve filonun Sicilya adasına ulaşmalarına yardım etti.

Bu ilk örneklerden sonra her yüzyılda artan UFO tarifleri, özellikle 18inci yüzyıldan sonra tavan yapıyor. Dikkate değer bir nokta da şu: 19uncu yüzyıla kadar UFO’ların büyük çoğunluğu Avrupa ve Doğu Asya’da raporlanmış. Ancak; İkinci Dünya savaşından yani 20 yüzyılın ikinci yarısından sonra, UFO raporlarının büyük çoğunluğu Amerika kıtasından, özellikle ABD’den geliyor. İlginçtir ki, Amerikan sineması bu yıllarda uzaylı konusunu ve ABD’nin dünyayı kurtarması hikayesini ciddi bir biçimde işlemeye başlıyor.

War of the Worlds (2005) filminden bir sane

Türkiye’den ise bir tane 2008 yılına ait bir UFO görülme bildirimi var. Bu, dünya üzerindeki en önemli bildirimlerden biri olarak kabul ediliyor. Az sonra bu konuya da derinlemesine değineceğiz.

Amerika; İkinci Dünya Savaşı’nda birbiriyle savaşan Avrupa ve Asya devletlerine büyük miktarda silah, gıda ve benzeri birçok ürünü satmıştı. Dönemin büyük devletlerinin büyük kısmının yerle bir olurken ABD süper güç konumuna ulaştı. Bu dönemlerde yürütülen birçok gizli proje, zaman aşımından dolayı artık halka açık. Bu bilgiler arasındaki çok önemli iki detay -bazı araştırmacıların gözüne takıldığı gibi- muhtemelen birazdan sizin de ilginizi çekecek.

Roswell Daily Record gazetesi, 8 Temmuz 1947

Bunlardan birincisi 1947 yılının Temmuz başında gerçekleşen Roswell UFO vakasıdır. Şimdi belki soracaksınız: bu konunun gizli dosyalarla ne ilgisi var. İlgisi şu ki; düşen cisim ABD’nin Sovyetler Birliği’ne karşı iyonosferde kullanmak için geliştirdiği ses dinleyici ve radar analizi yapan bir aygıt. O dönemde uzun menzil uçan süpersonik gözlem uçağı olmaması ve daha insanlığın uzaya çıkamamış olması, iyonosfer balonunun kullanılma sebepleridir.

Bu bilgiler, yine de bu balonun dönemin en ileri teknolojilerinden bir tanesi olduğunu ve bunu dönemin Komünist Rusya’sından saklamak gerektiği gerçeğini değiştirmiyor. Düşen balonu gizli tutabilmek için, UFO iddialarını reddetmeleri zaman aldı. Sonuçta bir ülkenin hava sahasını ihlal edip gözlem yapmak, günümüzde hala geçerli bir savaş sebebi sayılıyor. Tüm bu sebeplerle, hükümet ve yetkililerin bu konudaki uzun süren sessizlikleri, halkı UFO olaylarına inanmaya meyilli hale getirdi. Bu olay, başlangıçta sadece yerel haberlerde çıksa da, insanların etkilenmesi uzun sürmedi.

Roswell’de düşen bir uçan disk UFO’lar hakkında spekülasyon başlattı. Daha sonra, uçağın bir Sovyet casus uçaktı olduğu keşfedildi. 2008’de Kumburgaz’da görüntülenen cisme ne kadar da benziyor.

Ortaya ilginç bir tablo çıktı. UFO haberini yapan yerel gazetenin satıldığı köy ve kasabalarda insanlar sürekli UFO rapor etmeye başladılar. Paranoyak seviyede tüm köyün ve şehrin uçan cisim gördüğü polise bildirildi. Bunlardan bir tanesi daha gerçekleşirken yetkililer her şeyi değiştirecek bir şeyin farkına vardılar: Tüm köy yüzlerce kilometreden görülecek kadar parlak cisim rapor ettiğinde, sadece 5 kilometre uzaklıktaki komşu köy o gece ne ses duymuş, ne bir cisim ne de ışık görmüşlerdi. Bu durum, UFO propagandasının psikolojik etkilerinin araştırılmasına ön ayak oldu.

Olayın üzerinden uzunca bir süre geçtikten sonra, hükümet ve CIA ile yakın çalışan medya kuruluşları bu olayı ülke çapında haberleştirdi. Düşen cisim, aslında sadece radar reflektörleri olan bir balon grubunun artıklarıydı. Ama artık tüm bir ulus paranoyak bir biçimde durmadan UFO raporlamaya başlamıştı.

Mavi Gezegen Projesi

İkincisi ise “Mavi Gezegen Projesi” (Blue Planet Project). Ayrıntılarına henüz tam olarak ulaşılamadığı için, kesinliği teyit edilemeyen ve bazı detayları tartışmalı kaynaklara dayandırılan bir iddia bu. İddiaya göre 70ler ve 80lerde GPS uyduları geliştirilirken, gezegenimizin uzaylılar tarafından istila edildiğini tüm insanlığa inandırmak için, bu uydulara ne olduğu açıklanmayan bazı askeri yükler ve aygıtlar koyuldu.

Yine iddiaya ve bazı eski gizli belgelere dayandırılan açıklamalara göre ABD, UFO filmlerinin etkisini görünce, kendisinin kahraman ve kurtarıcı olduğu filmlere destek vermeye başladı. Bu kısım biliniyor ve hala geçerli. ABD böylesi filmlere günümüzde hala vergi indirimi gibi teşvikler veriyor.

Indenpence Day (1996) filminden bir sahne

İddianın devamında ise bu GPS uydularının hologram taşıdığı söyleniyor. İnsanlık içgüdüsel olarak uzaylılara inanmaya başladığında, tahminen 2020’li yıllarda, bu hologramlar sanki bir dünya istilası oluyormuş gibi gösteri-simülasyon yapacak. Yine iddianın devamında propagandayla bilinçaltına yerleşen “Amerika kurtaracak” içgüdüsü vurgulanarak, ülkelerin panik ve korku içinde Dünya birliği oluşturacağını ve bu birliği daha sonra ABD’nin feshedip kendisini Dünya’nın hâkimi yapacağı yer alıyor.

Bu iddiaların geçerliliği tartışmaya açık olsa da, devletlerin eski arşivlerini online olarak görüntüleyebilir ve kendi görüşünüzü oluşturabilirsiniz. Tüm bunların dışında gerçek olan şu ki, hangi amaçla olursa olsun UFO propagandası gerçekten de başarılı. Buna basit bir örnek olarak, uzaylı deyince aklınızda aşağıdaki görüntünün aynısı veya bir benzerinin canlanmasını verebiliriz.

Bu konuya aklı çokça takılmış olanlara David Clarke’ın “UFOlar Nasıl Dünyayı Fethetti – Modern bir mitin tarihçesi” adlı kitabı şiddetle öneriyorum. (İngilizce: How the UFOs Conquered the World – The History of a Modern Myth)

Aslına bakarsanız, sadece film sektörüyle bile UFO furyası Amerika’nın cebini ve itibarını ciddi bir miktarda kabartmış durumda. Uzaylı ve Dünya dışı yaşam formlarının ticari yönüne ve ekonomilerine daha sonra tekrar döneceğiz.

Uzayda Hayat Arama Çalışmaları ve NASA Bu Konuda Neden Bu Kadar İleri Gidiyor?

Aslında biz, insanlar, ciddi bir biçimde aramaya yakın bir zamanda başladık. Her şey 1850’lerde Ay’da yaşam olma ihtimalinin ortaya atılması ile başladı. Birçok astronom Ay’a odaklandı. Daha sonra iletişim için mumlar, büyük ışık kaynakları kullanıldı.

Nikola Tesla

1900’lere geldiğimizde, bu kez sahnede Nikola Tesla vardı. O, birçok astronom ve elektrikle uğraşan insanla birlikte Mars’ta yaşam olma ihtimali üzerinde durdu. Hatta, Tesla’nın bir devresi çok enteresan birkaç ses yakaladı. Bunların da Mars’taki zeki varlıkların iletişim sinyalleri olduğunu öne sürdü. Deney tekrarlandığında aynı sinyaller yeniden bulundu, ama dinlediği ses “maalesef” Dünya’dan kaynaklanıyordu. Mars’a sinyal göndermeyi birkaç kere denediler ama hepsi sonuçsuz kaldı. Tesla’nın başarısız olmasına hemen üzülmeyin. Çünkü bu denemeler sırasında radyo iletişimi dalında çok büyük adımlar atıldı.

1924’te Mars’ın Dünya’ya yakın geçişi esnasında Amerikan ordusu 2-3 km yükseklikte antenler kurdu. Ve o bölgede birkaç gün boyunca herhangi bir radyo ya da sinyal kaynağının açılması yasaklandı. Mars dinlenildi, fakat hiçbir şey bulunamadı. Herhangi bir mesaj alınması durumunda, çözmeleri için birçok profesör hazırdı. Olası bir geri cevap için donanım da mevcuttu.

1960’larda SETI kuruldu ve 70’lerin başından sonra NASA ve ESA ile sürekli birlikte çalıştılar. Birçok yıldızlararası mesaj gönderdiler. Mesaj gönderme projeleri üzerinde çalışmakla birlikte, Dünya’da birçok merkez uzayı onlarca yıldır 7/24 dinliyor.

Contact (1997) filminden bir sahne

Uzaylıların Biz Dünyalıları Bulmaları İçin Gönderdiğimiz Mesajların Kısa Listesi

Arebico mesajı (1974): Messier 13’e bir gönderim.
Kozmik Çağrı 1 (1999): Yakınlarımızda bulunan Güneş gibi sitemlere 4 adet gönderim
Gençlik Çağı Mesajı (2001, 2. Milenyumun anısına, milenyum 2000’de değildi, 2001deydi): 6 gönderim
Kozmik Çağrı 2 (2003): 5 iletim
Dünya’dan Bir Mesaj (2008): Gliese 581’e 1 gönderim
Across the universe (2008): Tüm bantlardan, Evren’in bir çok noktasına yıldızlararası müzik yayını, saatlerce sürdü. Uzayda yıldızlararası gönderdiğimiz ilk müzikti: Beatles – Across the Universe (https://www.youtube.com/watch?v=PLOhH8UIW70 – Türkçe Altyazılı. Not: Beatles’dan değil Rufus’dan oldukça yakın bir coverdan oluşuyor)
Dünya’dan merhaba (HFE, 2009)
Wow!’a cevap (2012): Hipparcos 34511, Hipparcos 33277 ve Hipparcos 43587’ye 3er adet gönderim
Yalnız Sinyal (2013)

Bu mesajlardan Across the universe ve Dünya’dan merhaba iletimleri her zaman ciddiye alınmaz. Çünkü müzik yayını herhangi bir hedef almadan yayınlandı. Denk geleceği tek gök cismi ise 431 ışık yılı uzaklıktaydı. Ve orada bir yaşam olması çok güçtü (Özel yıldız tipi F7lb.). Ayrıca, müzik yayını çok yüksek bilgi oranı ile gönderildi (128 kbit/s, 18 kW). Dünya’dan Merhaba sinyalinin en büyük sorunu, gönderirken SETI’den ya da NASA’dan hiçbir uzman bulunmamasıydı. Bir diğer sorun ise; mesaj, Dünya’da bizim kullandığımız bilgisayar sistemi olan “binary” (1-0) sistemi ile kodlanmıştı.

Geriye kalan (Arecibo hariç) 7 yıldızlararası mesaj, 20 ile 69 ışık yılı uzaklıktaki yıldızlara gönderildi. Arecibo ise 24.000 ışık yılı uzaklığa gönderilmişti. Bu 7 mesajdan ilk ulaşacak olan Dünya’dan Bir Mesaj olacak. Gliese 581’e Libra’ya 2029’da.

Küçük bir eklenti olarak, Voyager 1 ve 2 (Türkçe adlarıyla Gezgin 1 ve 2) NASA’nın Dünya dışı yaşam konusunda birçok konuda ön ayak olmuş. 1977’de atılan bu iki uydu, kendi Güneş sistemimizi daha yakından tanımamızı sağladı. Ayrıca günümüzde hala kullanılan birçok yakın çekim gezegen fotoğrafı bu iki uydudan elde edilmiştir. (Jüpiter’in halkaları fotoğrafı dahil). Ayrıca Carl Sagan’ın isteği üzerine, Dünya’nın en uzaktan çekilmiş fotoğrafını elde ettiler: Soluk Mavi Nokta (Pale Blue Dot).

Mavi Soluk Nokta: 6,4 milyar km uzaklıktan Dünya, soldan sağa resmi geçen günışığı huzmelerinin birinin üzerinde, sonradan çizilen mavi dairenin ortasında, soluk bir mavi nokta olarak görülüyor. Huzmeler, güneşin fotoğraf karesine yakın olmasından kaynaklanmaktadır. Noktanın bir huzmenin üzerine denk gelmesi tesadüftür.

Bu fotoğrafta Dünya bir pikselden küçük bir alan kaplıyor. Carl Sagan bu fotoğrafı tutarak hayatının sonlarına doğru o efsanevi konuşmayı yapmıştı: “Bu bir pikselden az yer kaplayan soluk küçük mavi nokta; bizim hayal ettiğimiz her şeyin geçtiği, annemizin, babamızın, sevdiğimiz insanların, tanıdığımız herkesin ve bildiğimiz neredeyse tamamının olduğu yer. Yüzyıllarca yapılan savaşların ve tarihi tüm kişiliklerin yaşadığı yer. Ve daha bu fotoğraf güneş sisteminden çıkmadan çekildi…” diye devam ediyor.

Carl Sagan, Gezginler uzay sondalarına birden fazla eklenti yapması için NASA’yı ikna etti. Uzay biliminin Amerika’da popüler olmasını sağladı. Ve efsane bir belgesel olan Cosmos’un sahibi olarak, uzaylıların varlığı konusunda optimist olan bilim insanlarındandı.

Gezginler’in uzay bilimindeki sahip olduğu yerin önemi bilinir. Ama onlar Carl Sagan’ın baskıları üzerine çok önemli birkaç bilgi daha götürüyorlardı. Ve bu ek görevin süresi 1 milyon yıl. Evet doğru! 1.000.000 yıl. Bazı tartışmalar olsa da 2008’den itibaren Güneş sistemini terk ettiler ve yıldızlararası boşlukta ilerliyorlar. Her ikisi de bize yakın iki farklı güneş (yıldız) sistemine doğru gidiyorlar. Saatte 54bin kilometrenin (54000 km/s) üzerinde bir hızla. Tahminen 90 bin ile 40 bin yıl içerisinde ulaşacaklar. En güncel verilere göre Voyager-1 40.000 yıl sonra Zürafa Takımyıldızı’nda 17.6 ışık yılı uzakta bulunan AC+79 3888 yıldızına ulaşacak.

Zürafa Takım Yıldızı (Camelopardalis) Dünya’dan çıplak gözle görülebilir.

Üzerlerinde Carl Sagan’ın tasarladığı bir altın plak ve birkaç bilgi içeren bir yazı var. Yazı tamamen gerçek anlamda evrensel bir dille yazıldı, bu dil Hidrojen atomunun dönme hızı ile başlar. Sadece matematiksel/bilimsel konularla bir dil oluşturur. Mesajı, bilimi keşfetmiş herhangi bir uygarlığın anlamasını sağlar. Ayrıca tamamen işaretlerle basılmış altın diskte 10larca farklı dilde selamlamalar bulunur. İnsan DNA’sı, Dünya’dan sesler, Dünya’nın evrensel koordinatı ve o dönemin birçok hit müzikleri de var. 1 milyon yıl boyunca çalışır durumda olacak.

Güneş sistemini terk eden insan yapımı bu iki gezgin, birçok sistemi kapalı olsa dahi, hala yaşadığını bize basitçe bildirmeye 1977’den beri devam ediyor. Bu arada üzerinde Türkçe bir mesaj da var ve içeriği ise: “Sayın Türkçe bilen arkadaşlarımız. Sabah-ı şerifleriniz hayrolsun!”. (Resmi ses: https://soundcloud.com/nasa/golden-record-turkish-greeting ) Bu mesajı kim yazdı bilmiyoruz, ama eğer öğrenirseniz lütfen bize söyleyin, ona gezegenden iki çift notumuz var.

İletişim-etkileşim kurmayışımızın sebepleri neler? Genel kabul gören bazı teoriler şunlar:

Uygarlık skalası: Yıllarca süren araştırmalar sonucunda, herhangi bir zeki uygarlığın 5 tane ana dönüm noktası olduğunun farkına vardılar. Daha sonra aynı deney, çok basit görevleri yerine getirebilen robotlar üzerinde denendi. Onlarda da benzer bir sonuç elde edildi. Bu uygarlık skalasının en önemli seviyesi 1. seviye. Birinci seviyeyi geçmiş bir uygarlık için devamını getirmek pek de zor değil. Biz insanoğlu olarak birinci seviyeyi neredeyse bitirmek üzereyiz, en önemli dönemeçteyiz. Bilim adamlarının tahminine göre 25 yıl ile 1 yüzyıl arasında bir süreden bahsediyoruz. Tamamlamamız gereken(!) en önemli büyük 3 şey ise sırasıyla global bir dil, gezegende tam ve kalıcı barışın sağlanması ve tek bir yönetim yapısı (tek devlet değil, konjonktür ve anlamsal olarak farklı bir yapı).

Tek insan teorisi: Bu teoriye göre evrendeki tek zeki varlık türü insan. Tek yaşam ise ya bizim gezegenimizde var ya da başka gezegenlerde çok basit organik yapılar var.

Barışçıl olmaları: Bir diğer teori ise diğer zeki varlıkların çok fazla barışçıl olmaları. Bu teori, teknolojilerinin çok yavaş gelişmesi ya da hiçbir şekilde bir şey geliştirmeden öylece yaşamalarını öngörür. Bir diğer olasılık ise teknolojileri çok üst düzeyde olsa bile çok barışçıl olduklarından sadece barışçıl bilim aktiviteleri sürdürmeleri. Tam aksi diğer bir teori ise çok fazla savaşçı olmaları. Bu teoriye göre herhangi bir aşamada (1. uygarlık seviyelerine yakın olması daha olası) kendi uygarlıklarının tamamen yok olması.

Yeterli süreyi bulamamaları: Bildiğiniz üzere dünyamızın oluşması çok düşük olasılıklar üzerine kurulu. Belki de diğer gezegenlerdeki uygarlıklar bize göre daha şanssızlar. Ve çok yaşlı bir gezegende çok genç bir hayata sahipler. Diğer bir olasılıksa, onların bize göre çok yavaş gelişmesi (sonuçta yazıyı keşfedeli 5 bin yıl oldu ve Mars’ı kolonileştirmeye başladık).

İstanbul semalarında gizemli bir vaka

Elimizdeki bir video türünün tek örneği olacak kadar nadir. Bu video İstanbul’da bir pro-amatör bir video kaydı. Bu kayıt yayınlandığında medyanın yoğun ilgisini çekmişti. Kumburgaz, İstanbul’da 2007, 2008 ve 2009’da gerçekleşmişti. Bu olayı türünün en nadir örneklerinden birisi yapan, olayın gerçekleştiği gecelerden birinde 12 farklı tanık olmasıydı.

İçlerinden biri bu konularda uzman olan Dr.Roger Leir. Bu olaya şahit olduktan sonra, video kaydının bir kopyasını incelenmesi için Prof. Dr. Zeki Eker (TUBİTAK Başkanı) ve Prof. José Atenas’a gönderdi. İkisi de bu kayıtların oynanmadığı ve tamamen gerçek oldukları sonucuna vardılar. O gece ayrıca Dr. Roger’in gördüklerinin kurgu olmadığını düşündüler. Daha derin araştırmalar için NASA, SETI, Japonya, Rusya ve Türkiye’den uzmanlar olayı tekrar incelediler. Vardıkları sonuç yine aynıydı. Her şey gerçekti.

SETI Sinyali SHGd00+19h (2000):

Bu mesaj, 16 Temmuz 2000 yılında SETI tarafından alındı. Ve alınır alınmaz sinyali çözme işlemleri başladı. Aralık 2000’de bu sinyalin kuvvetle muhtemel bir yardım çağrısı olduğu sonucuna varıldı. Daha sonra birçok kere aynı nokta dinlenildi. Ama bir sonuç elde edilemedi. Sonradan edinilen başka bir bilgi ise, bu sinyalin bir yardım çağrısı olduğu ihtimalini güçlendiriyordu. Ayrıca neden başka sinyal almadığımızı da açıklıyordu.

NASA 2001’in başlarında sinyalin geldiği gezegenin yıldızının 18 Temmuz 2000’de (yani sinyalden 2 gün sonra) süpernova patlaması ile patladığını keşfetti. O civarda patlamadan sonra hiçbir şeyin kalmamış olması, bu sinyalin tam bir bilimsel gerçeklik statüsü kazanmasını engellemiş oldu. Fakat bir yardım çağrısı teorisinin ihtimalini arttırmış oldu. Konunun hassasiyetinden dolayı ileri açıklamalar daha yapılmadı. Ama SETI yetkilileri bu olayı anlatan ve onaylayan bir açıklama yaptılar.

Big Ear, Ohio

Wow! Sinyali (1977):

Wow! sinyali, SETI projesi kapsamında 15 Ağustos 1977’de uzaydan tespit edilen bir radyo sinyaliydi. Sadece 72 saniye süren sinyal, Dr. Jerry R. Ehman tarafından Ohio Devlet Üniversitesi’ne ait Big Ear (Büyük Kulak) radyo-teleskopunda dar bantlı bir radyo sinyaliydi. Dünya dışı, hatta güneş sistemi dışı kökenli sinyallerden beklenen tüm özelliklere uyuyordu. Medya tarafından büyük ilgi gördü. Fakat tüm çabalara karşın tekrar tespit edilemedi.

Sinyalin yıldızlararası sinyallerden beklenen özelliklere tamı tamına uymasına şaşıran Ehman, bilgisayar çıktısındaki izini daire içine almış, sayfa kenarına “Wow!” (İngilizce hayret ünlemi, “vay be!”) yazdı. Bu ünlem, daha sonra sinyalin adı haline geldi.

Wow! sinyali

Wow! Sinyalinin Gerçekliği

Big Ear teleskopu sabitti. Gökyüzünü taramak için dünyanın kendi ekseni etrafındaki dönüşünü kullanıyordu. Big Ear’ın gözlem penceresinin genişliği dikkate alındığında, Dünyanın dönüş hızında gökyüzündeki belli bir noktayı tam olarak 72 saniye boyunca tarayabilmekteydi. Bu nedenle bir Dünya dışı sinyalin 72 saniye sürmesi beklenirdi. Sinyal ilk 36 saniye boyunca güçlenmeli, daha sonra zayıflamalıydı. Bu süreler, Wow! sinyalinin süresiyle tamamen örtüşür. Dolayısıyla, Wow! sinyalinin gerek uzunluğu, gerekse süresi, Dünya dışı bir kaynağa işaret etmektedir.

Wow! Sinyalinin Gerçek Dışılığı

Wow!’un daha zayıf bir sinyalin yıldızlararası titremesi sonucu güçlenmiş hali olduğu öne sürülmüş. Bu sinyali Very Large Array gibi güçlü bir teleskop sistemi bile sinyali tespit edememiş. Ayrıca, Very Large Array’in tespit edemediği bir sinyali, yıldızlararası titreşim nedeniyle Big Ear’ın tespit edebilmesi ihtimal dışı görünüyor. Ayrıca yıldızlararası bir titreşim sinyalinin hala mevcut olması beklenir. Bu da dünya dışı bir kaynak olduğunu daha da destekler.

Ehman, sinyalin Dünya dışı kökenli olduğu konusunda şüphelerini dile getirmiş: “50 kere baktığımıza göre onu bir kez daha görebilmeliydik. Bana öyle geliyor ki, bu, dünyadan kaynaklanan bir sinyalin uzayda bir enkaz parçası tarafından geri yansıtılmış haliydi.” Burada yine sinyalin 72 saniye sürmesi bunun doğru olmadığının kanıtıdır. Dünyanın yörüngesindeki herhangi bir cisim aynı noktada 72 saniye boyunca kalması tamamı ile imkânsızdır. Eğer duruyorsa bu yerin sabit yörüngede olduğu anlamına gelir. Böylece bu yer daha sonra tespit edilebilirdi. Bunun dışında o gece o bölgede uçan herhangi bir uçak yoktu. Ayrıca 1420 MHz frekansı, dünyadaki telsiz vericileri için yasak bölgedir. 1420 MHz ve civarları birçok teknik sebepten dolayı neredeyse asla kullanılmaz.

Daha sonra yapılan araştırmalar, bu mesajın bilimsel camiada onaylanmasını sağlamış. Sinyal hala çözülememiş. Hatta çözebilene çok büyük miktarda bir ödül verilecek.

Stephen Hawking’in bu mesajın üstünde bir çalışması ve yorumu var. Kısacası, o da bu sinyalin gerçek olduğunu dile getirip bazı yorumlamalar yapıyor:

Daha sonra mesajın geldiği yere birçok cevap gönderdi. 10larca kere aynı noktayı dinledik ama hala herhangi yeni bir veri elde edemedik.

Olayı tamamen basite indirgersek, önümüzde iki seçenek var: Ya koskoca, devasa bu evrende yalnızız, ya da başkaları da var. Artur C. Clarke’ın da dediği gibi bu iki olasılıkta aynı derecede ürkütücü.

Dünya’dan çıkan ilk yıldızlararası mesaj yukarıdaki listede yoktu. Çünkü formatı farklıydı. Ama ilk gönderilendi (1962). İçeriği: “Dünya, Barış, Lenin, Sovyet Rusya”. Aynı noktadaki gezegen sistemine, daha sonra iki kere Amerikalılar “Özgürlük” içerikli mesaj gönderdiler. 1962’de gönderilen ilk mesajımız şimdilerde 53 ışık yılı mesafe kat etmiş durumda. Eğer bu sinyalimize bir cevap gelecekse 2029’da en erken gelecektir. Cevabın oldukça siyasi olma ihtimaline hazırlıklı olun!

Peki, siz! Herhangi bir cevap almaya hazır mısınız?

Hazır olsanız da, olmasanız da şu üç linke (Image 1 – Image 2 – Image 3) tıklayıp binlerce galaksi ve trilyonlardan fazla yıldızın olduğu bu fotoğrafların orijinallerine bakmalısınız. Eğer aklınızda bir soru, sorun veya öneri varsa yorum yapmaktan ve iletişime geçmekten çekinmeyin.

Muhammed Ali Kul

Content Protection by DMCA.com

Bir yorum

Ayşe Eren için bir cevap yazın Cevabı iptal et