İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Dünya Neden Düz Olamaz?

Content Protection by DMCA.com

Bir gezegen düşünün ki, küre olmasın! Dünya’nın düz olamayacağını birkaç farklı bakış açısıyla, basit ve sağlam bir biçimde nasıl ispat edebileceğimizi konuşalım.

Ankara (Gezegenden Notlar) – Bir sorgulama platformunda bu konudaki bir tartışmaya geçenlerde denk geldim. Taraflardan biri dünyanın yuvarlak olduğunu savunurken, diğer tarafsa Dünya’nın yuvarlak olamayacağını ispatlamaya çalışıyordu. Ancak; genel anlamda ortada büyük bir sorun vardı. Her iki tarafın da savları “gerçek bilimsel” kanıtlardan oldukça uzaktılar. Platformdaki kanıtlardan biri, bir astronomun konuşmasına dayandırılırken, diğer kanıt ise herhangi bir ölçüm ve kaynağı gösterilmeyen video ve resimlere dayandırılıyordu. Açıkça belirtmek isterim ki; siz dünyanın yuvarlak olduğunu bilimsel bir yaklaşımla ve kalıcı olarak, bugün burada kendi kendinize ispatlayacaksınız.

Orlando Ferguson tarafından 1893 yılında çizilmiş bir Düz Dünya haritası.

Her şeyden önce, dünya gerçekten de yuvarlak ya da küre değildir. Dünyanın şeklide geoit demek daha doğru olacak. Ancak; basitlik için bu makalede bu üç kelimeyi eş anlamlı olacak kullanacağım.

Dünya düz ise, Ay da düz olmalı!

Öncelikle; derine inmeden, Ay’ın sürekli olarak neden aynı yüzünü gördüğümüzü açıklamak gerekiyor. Çünkü reddediciler en çok bunu kanıt olarak gösteriyor. Bilimsel yaklaşıma göre Ay yaklaşık olarak 29 buçuk günde kendi etrafında dönerken, aynı süre zarfında bir de dünya etrafında dönüyor. İşte bu yüzden sürekli olarak ayın yalnızca bir yüzünü görebiliyoruz. Eğer uzay cisimleri tepsi gibi düz olsalardı gezegen tutulmaları, özellikle Güneş ve Ay tutulmaları çok zor olurdu. Olduğunda ise Dünya üzerinde yuvarlak bir gölge değil, eliptik bir gölge bırakması gerekirdi.

Ay’ın farklı görünmesinin yörüngesel örneği

Dahası ise eğer bir gün uçuşunuz esnasında dolunay varsa dikkatlice bakın ya da fotoğrafını çekin. İndiğiniz yerdeki görüntüsü farklı olacaktır. Eğer uzun uçtuysanız belki de görüş alanınızda olmayacaktır. Aynı sebeple; bazı yerlerde tamamen karanlık, bazı yerlerde hilal şeklinde, bazı yerlerde yine dolunay olarak göreceksiniz. Her noktada farklı açılardan bakacağınız için sadece gölge değil, şekil ve duruşu da farklı olacaktır. Aşağıdaki görüntü bunun açık örneğidir.

Ay’ın farklı görünmesinin yörüngesel örneği

Bunu şu şekilde de yapabilirsiniz: Uzakta yaşayan bir arkadaşınızla canlı bir görüşme yapın. Onun bulunduğu konumdaki Ay’la sizin gördüğünüz Ay’ın farklı göründüğünü fark edeceksiniz. Bu hem Ay’ın yuvarlak (küre) hem de Dünya’nın (küre-geoit) olduğunu ispatlayacaktır.

Diyelim ki gerçekten küre! Bu Ay’a iniş yapıldığını nasıl ispatlar ki!?

Ayrıca; biz Güneş’in etrafında dönerken Güneş lekelerinden kolaylıkla anlayabiliriz ki, Güneş dahi bir küredir. Aklıma gelmişken, genelde Ay’a iniş yapılmadığını savunanlar, düz Dünya hipotezini de destekler. Ay’a iniş yapıldı! Bunun en sağlam kanıtı nedir biliyor musunuz? Artık optik aletler eskisi kadar pahalı değiller. İyi bir teleskop alın ve Apollo modüllerinin Ay’da bıraktığı artıklara bakın. Ay’da sürülmüş arabanın bıraktığı izleri, beyaza solmuş Amerikan bayrağı ve diğer birçok şeyi daha görebilirsiniz.

Ay’ın Evreleri

Ancak bu konuda bazı fiziksel sınırlarınızın olduğunu unutmayınız. İnşa etmeniz gereken teleskop büyük ve pahalı olabilir. Yine de moralinizi bozmayın, çünkü Ay’a inişin onlarca bağımsız ve üçüncü parti ispatları da var. Asıl konumuza geri dönecek olursak, bu kısımda bir başlık açmak isabetli olacak. Ancak; başlıktan önce bu konuda bir merakınızın kalmayacağını haber vermem gerekiyor. Çünkü ülkeler, bir sonraki Ay görevlerinde, Dünya’dan kolayca görülebilecek izler bırakmayı planlıyorlar. Dahası Ay’a turistik yolculuk planlamaları şimdiden yapılıyor. Hatta bazı firmalarda ön satışlar başlamış.

Apollo Görevlerinin Ay’daki Artıklarının Görülmesi

Öncelikle Hubble teleskobunu ele almalıyız. Genelde yanlış olarak en güçlü teleskop olarak atfedilir. Burada bilmeniz gereken ilk önemli nokta, Hubble teleskobu “uzak” mesafelerdeki büyük oluşumları çekmek için tasarlanmıştır. Eğer Hubble’ı Ay’a çevirirseniz 108 metre çözünürlük elde edersiniz. Yani her 108 metrekarelik alan bir piksele denk gelecektir. Bir futbol sahasının bir piksel kadar küçüldüğünü düşünün, işte durum bu. Kısacası Hubble teleskobu, Apollo görevlerinin iniş yerlerini çekemez.

Hubble Teleskobu’nun fırlatılışı (1990)

Ay üzerindeki her 4 metre, Hubble’ın ortalama optimal konumundan yaklaşık 0.002 ark saniye olacaktır. Ancak; Hubble’ın yüksek çözünürlüklü kamerası ile birlikte 0.03 ark saniyelik bir güce ulaşacaktır. Bu verileri birleştirelim. Kamera ve en iyi Hubble lensi birlikte 60 metrekarelik alana 1 piksel düşecek şekilde performans verecektir.

Biraz hesaptan zarar gelmez… 🙂

Morötesi gibi ışıklarda gözlem yapmak daha kolaydır. 115 nanometre dalga boyu için 0.01 ark saniye hesabı yapalım:

Ç = y / A

Burada Ç çözünürlük, A ise açısal çözünürlüktür. Sonuç radyan cinsinden olacağı için ve bir çemberde 2 tane radyan (π) vardır. Buradan 60x60x360=1296000 ark saniye çıkar. Her bir tam çemberde 1296000 ark saniye bulunmakta, ancak bu radyan cinsinde ise 206265’tir. (Not: Bazen Ç harfi yerine D, A harfi yerine ise R kullanılabiliyor.)

Hubble Uzay Teleskobu

Hubble teleskobunun aynası 2.4 metre çapında. Yani 2400 milimetre. Ark saniye cinsinden çözünürlüğü 206265×0.000115/2400=0.01 ark saniye. Not edin ki, buradaki 0.000115 morötesi ışının dalga boyunun milimetre cinsinden yazılmasıdır.

Ayın uzaklığı ise 384400 kilometredir. (Bunu, Apollo görevlerinde Ay’a bırakılmış aynalara lazer ışını göndererek siz de ölçebilirsiniz.) Radyan cinsinden açıyı elde etmek için aşağıdaki formülü kullanmak gerek.

( 2 asin (Genişlik / 2) ) / Uzaklık

2 asin (2 / 384400) = 0.0021 ark saniye yapar.

Yani; Ay’da bulunan 1 metre boyundaki bir nesneyi Hubble ile görmek olanaksız. Ancak gölgesi uzun olduğu vakit, dolaylı olarak gösterebilir. Yine de bu gölgenin bir kayadan mı yoksa gerçekten de söylenen cisimden mi geldiğini bilemeyiz. Oysa ki, Ay’ın yörüngesine koyacağınız ortalama bir casus uydusu veya Mars’a gönderilen Mars Araştırma Sondası kolaylıkla gösterebilirdi.

Yukarıda bahsi edilen kadar yüksek olmasa da, Apollo’nun artık cisimlerini tanınır şekilde gösterecek çözünürlüğe sahip bazı uydular bulunmakta. Bunlardan en ünlüsü (ve en güçlüsü) Lunar Reconnaissance Orbiter’dir (Ay Keşif Uydusu).

Lunar Reconnaissance Orbiter ile çekilmiş Apollo 16’nın Ay’daki iniş sahasının görüntüsü (Sağ alttaki karede elde edilen görüntü 4 kat büyütülmüş ve bu yüzden görüntü biraz piksellenmiştir.)
Eğer Apollo 16’nın görüntüsünü Hubble Teleskobu ile çekseydik neler olurdu?

Peki Dünya yörüngesindeki bir teleskop ne kadar büyük olmalı ki, iniş alanını parlak bir piksel olarak görebilsin? 400 nm dalga boyunu referans alırsak, insan gözünün algılayabildiği görünür ışık milimetre cinsinden 0.0004 olur.

Hesabımıza dönersek;
206265*0.0004/Ç=0.0021 ya da Ç=206265*0.0004/0.0021 yani Ç(çap)=39288 milimetre

Yâni yaklaşık 39.3 metrelik çapa sahip bir teleskoba ihtiyacımız var. Eğer Dawes limiti ile diğer değişkenlerle birlikte hesaplarsak 55 metre yapar. Fırlatılması planlanan James Webb teleskobu 6.5 metre çapa sahip.

Lunar Reconnaissance Orbiter (Ay Keşif Uydusu) ile çekilmiş Ay fotoğrafları

Ay Keşif Uydusu’nun kalitesinde bir fotoğraf çekmek istiyorsanız, Hubble’ın yörüngesinde yaklaşık 1.1 kilometrelik çapa sahip bir teleskop koymamız gerekirdi. Güzel haber ise şu: 40 metre çapa sahip olacak Exteremely Large Telescobe (ELT) şu an inşaat aşamasında.

Eğer Hubble, Ay’ın yörüngesinde olsaydı 0.2 santimetrelik alanı bir piksele sığdırabilirdi. Yani astronotların ayak izini daha yakın bir çözünürlükle detaylı olarak görebilirdik. Bu olgunun optik limitleri, çözümleri ve formülü oldukça “basit”. Ancak yine de Ay’a iniş konusundan dolayı, bağımsız ve üçüncü partilerden bir çok direkt kanıt bulmak mümkün. Fakar bu uzun konu başka bir makalede anlatılsa daha iyi olur.

Kısaca, hala ikna olmadıysanız:

Ay’a bırakılan aynalar ile günümüzde hassas lazer ölçümleri yapılmaya devam ediyor (Kıta hareket miktarları, ışığın hızı).
Sovyetler’in Ay uyduları ve robotları Apollo görevinin başarılı olduğunu onayladı. (ABD’ye düşman bir ülkenin bu konuda yenilgiyi kabul etmesi için ikna edici bir kanıt olması gerektiğini belirtmeme gerek yoktur sanırım.) Ayrıca 50 milyon kilometre menzile sahip Sovyet radarları Apollo görevi esnasında aktifti ve roketlerin gidip gelişini canlı olarak izlediler.
Hali hazırda birçok ülkenin Ay sondaları fotoğraf gönderiyor. (Yakın gelecekte Türkiye de bunlara dahil olacak.)
2020’lerde birçok ülke maden çıkarmak için Ay’a geri gidecek. Robotlu ve insanlı bazı görevler planlanmakta.

Lunar Reconnaissance Orbiter’in fırlatılışı (2009)

Konu dışı bu önemli noktayı başka bir makalede hep birlikte detaylı olarak inceleyebiliriz. Çünkü Ay’a inme konusu çok ilginç detaylar ve insanlığın mühendislik zekâsının birden fazla keskin örneğini barındırıyor.

“Gerçek” Bilimsel Kanıtlar

Şimdi ise eski insanların Dünya’nın yuvarlak (geoit ya da küre) olduğunu nasıl bildiklerini anlayacağız. Siz de günümüzde bunlara bakarak durumu kendi kendimize nasıl ispat edeceğinizi göreceksiniz.

Antik Yunan’da ve Mısır’da Dünya’nın küre olabileceğine dair bazı güçlü savlar mevcuttu. Bunlardan ilki: denize açılan gemilerin başlangıçta alt kısımlarının, sonra da üst kısımlarının ufkun altına girmesidir. Eğer deniz kenarı bir kentte yaşıyorsanız, basit bir dürbün veya teleskopla bu olayın ince hesabına kadar inebilir ve büyük bir hata payı olsa da Dünya’nın çevre uzunluğu, yarı çapı ve eğimini kolayca hesaplayabilirsiniz. Aynı şekilde; olur da bir gemi ile seyahate çıkarsanız kara parçasının ilk önce alt kısmının sulara gömüldüğünü göreceksiniz.

Ontario Gölü’nün diğer yakasından Toronto şehrinin görünümü

Dahası; Antik Mısır’da bazı insanlar, gün içinde güneye inildiğinde gölge boylarının kısaldığını ve kuzeye çıkılırken de uzadığını fark etmişler. Bu durum düz bir Dünya’da gayet olabilir diyeceksiniz. Fakat buradaki durumda düz Dünya’da asla gerçekleşmeyecek bir husus var. Gölgeler lineer olarak değil eksponansiyel olarak uzuyor. Yani gölge ilk bir metrede 1 santim uzuyorsa, bir sonraki metrede 1.1 santim daha uzuyor ve toplamda 2.1 santim gölge boyu oluşuyor. Eğer Dünya düz olsaydı her metrede 1 santim uzaması gerekirdi. Buradaki durum dünya yüzeyindeki bir eğimin varlığını ispatlıyor. Antik Mısır insanları bunu formüle etmiş ve günümüzdeki ölçümlere çok yakın bir sonuca ulaşarak Dünya’nın çevresini ve yarıçapını hesaplamışlar.

Dünya düz olsaydı, yıldızların görünümü aynı olurdu ve gözlemcinin değil yalnızca bağıl cismin hareketiyle değişebilirdi.

Gece vakti yolculuk yaptınız mı? Bir sonrakinde ufuktaki yıldızlara bakın. İlerledikçe yıldızlar da yer değiştirecektir. Basit birkaç açı hesabıyla hem Dünya’nın küre olduğunu fark etmiş, hem de yaklaşık olarak yarıçapını kendiniz hesaplayabilirsiniz. Bunu ilk keşfeden Kıbrıs’tan Mısır’a gemiyle geçen Aristotle keşfetmiş. (M.Ö. 369) Burada hesabınızın tam olarak NASA’nın hesabıyla eşleşmesi için sabahta Güneş’in hızına bağlı olarak Dönüş hızını hesaplayıp, bunu kendi hesabınıza katmayı unutmayın.

Dünya küre olsaydı, yıldızların görünümü gözlemciye de bağlı olurdu. otomobil gibi yeterince hızlı bir araçla gözlemcinin yeri değiştikçe yıldızların görünümü de değişirdi.

Makale ilerledikçe ispatlar daha da basitleşiyor. Ama yükseğe çıktıkça daha çok ufuk alanına sahip olmak, Dünya’nın bir küre olması hakkında harika bir ispat. Hatta her yükseldiğiniz metre karşılığında kazandığınız bakış alanı ile kolayca yine Dünya’nın küre olduğunu kendinize ispatlayabilirsiniz. Üstelik buradan da yarıçap, yüzey eğimi ve çevre uzunluğu hesabı yapabilirsiniz. Söylememe gerek yok sanırım, eğer dünya düz olsaydı sonsuz bir bakış alanına, yani Dünya’nın bittiği yere kadar her zaman görüyor olmamız gerekirdi.

Dünya düz olsaydı, gözlemcinin ufku optik bakış açısı ve mesafesi ile sınırlıdır.

Bunu kendiniz de gözlemlemek isterseniz, iki tane basit seçenekten bir tanesini deneyebilirsiniz. İlki; eğer ufuk çizginize bir teleskopla veya dürbünle baktığınızda uzuyorsa, bu Dünya’nın düz olduğuna işarettir. Bunu deneyin. Özellikle deniz, okyanus ve göllerde daha sağlıklı sonuç vereceğini de unutmayın. İkincisi ise; bir sıcak hava balonuna binin. Yükseldikçe bakış alanınız genişliyorsa ve ufuk çizginiz uzuyorsa, bu Dünya’nun küre olduğuna işarettir. Yine yukarıda olduğu gibi, bu yöntem en iyi su birikintisi kenarında daha sağlıklı sonuç verecektir. Bunun sebebi ise tahmin edebileceğiniz gibi, Dünya düz de olsa küre de olsa, su görüş için karaya göre daha sağlıklı bir düzlem sunar. Çünkü kara engebelidir.

Dünya küre olduğunda ise, daha fazla bakış açısı önemlidir.

Daha mı basitini istiyorsunuz? Diğer gezegenlere bir bakın. Döndüklerini ama çok daha ilginç bir şekilde küre olduklarını görüp hesaplayabilir, hatta basit bir cebir bilgisiyle uzaklıklarını da belirleyebilirsiniz. Hatta bu ölçümleri NASA, JAXA, RSA, ESA gibi farklı millet ve devletlerin birbirleriyle uyuşan ölçümleriyle de kıyaslayabilirsiniz. Bir ipucu vereyim, sonucunuz birebir aynı olmasa da çok yakın olacaktır. 18inci yüzyılda bilim adamları bu yöntemle hem Dünya hızını hem de ışık hızını hesapladılar.

Eğer daha ölçülebilir bir sonuç istiyorsanız jiroskoplara (düzdöner) bakın. Bu momentum tekerleri dönmeye başladıkları düzlem uzayda döndüğü zaman sabit kalır. Yani küçük uçaklardaki yapay ufku oluşturur. Bu yapay ufuk büyük uçaklarda atalet momenti ve bağıl sistemler ile değiştirilir. Çünkü uçaklar Dünya’nın eğimine tâbidirler. Eğer kendinize ait küçük bir uçağınız varsa “düz” (daha doğrusu küre yüzeyinde sabit uzaklık olan “irtifa”da) uçarsanız belli bir yerden sonra yapay ufuk cihazınızın yanlış çalışmaya başladığını göreceksiniz.

Uçağım yok! Ben o kadar bekleyemem.

Peki! Bu moment cihazını evinizde de kurabilirsiniz. Ve bu cihazın eğim miktarı, Dünya’nın her geçen birim süredeki gerçek eğilme miktarını verecektir. Ayrıca bu konuda, çok ama çok önemli bir noktayı aydınlatmak istiyorum: Eğer eğim varsa, neden düz uçan uçaklar, yavaşça atmosferden çıkıp gitmiyor? Çünkü fizik ve kuvvetler!

Kaldırma Kuvveti

Bir uçağın yükselmesi için, kaldırma kuvvetinin yer çekiminden fazla olması gerekir. İnmesi içinse tam tersi. “Düz” veya eşit irtifada uçuş demek, yerçekimi kuvvetinin kaldırma kuvvetiyle eşitlenmesi demektir. Bu iki kuvvet eşitlendiğinde, uçak hangi şeklin üzerinde uçarsa uçsun hep “aynı irtifa”da kalır. Çünkü etken tek kuvvet veya baskın kuvvet bir tanjant çıkar. Tanjatın tanımı ise bir eğri veya bir çemberin kenarına doksan derece açıyla denk gelmesidir. Kısacası yere “düzlemsel” olur ve irtifa doksan derece açıdan dolayı kolayca ölçülür. Başka bir deyişle eğimli bir yüzey yüzerindeki “level” düzlemsel uçuş, tanjant uçuş demektir.

Bir düşünce deneyi yapalım. Diyelim ki; küçük bir uçakla 10 km yükseklikte saatlerce uçtunuz. Bu uçuşta Dünya’nın eğiminden dolayı jiro bozulması oldu. Uçak tamamen “düz” uçuyor. Aşağıdaki duruma geldi:

Lisede basit bir fizik eğitimi almış biri, zaten kolaylıkla anlayabilir ki; uçak belli bir süre sonra dengeye gelecektir. En kötü ihtimalle ve çok güçlü bir motora sahipse stoll’a girecektir. (Stoll: düşme. Yüksek açılı uçuşlarda yeterince kaldırma kuvveti üretilememesi durumu) Ancak; lise fiziği almış herhangi biri de itiraf edebilir ki; uçuş “düz” veya “düzlemsel” bir uçuş değildir. Bu bir JIRO düzleminde uçuştur. Yukarıda basitçe ispatladığımız gibi tanjant bir uçuş rotası değildir. Tam da bu sebepten; büyük uçaklarda atalet seyrüsefer sistemi kullanılıyor. Çünkü uzun uçuşlarda jironun gerçekten de gösterdiği yapay ufuk uzaya giden bir yol olacaktır.

Gökyüzünden İngiltere ve Fransa’nın görünüşü

Bunu daha kolay hayal edebilmek için şöyle de düşünebiliriz: Su ve diğer tüm sıvılar nerede ve nasıl olurlarsa olsunlar, normal şartlarda, yere tanjant ve yerçekimine dik bir pozisyonda dururlar.

Bu liste uzayıp gider. Fakat açıkça anlaşılmıştır ki, bilim istenildiğinde ulaşılabilir ve tekrarlanabilir. Zaten ispatın tanımı öyle değil miydi? Nesnel olarak ölçülebilir ve tekrar edilebilir olması ve tabii ki pozitif sonuç vermesi. Aklınızda hâlâ bir soru kaldıysa lütfen aşağıdaki görsele bir göz atın. Burada düz bir Dünya’daki değişken yerçekimi hesabı bulunuyor. Her yerde “yaklaşık” aynı olan yerçekimi için bir geoit şekli lazım. Teorik olarak tam küre bir gezegende yerçekimi her noktada “tam olarak” aynı olur.

Şunu da unutmayın ki, Uluslararası Uzay İstasyonu çıplak gözle gözlemlenebilir. Basit bir teleskopla detaylıca görülüp takip de edilebilir. Bu insan yapımı cismin, Dünya’nın etrafında “çemberler” oluşturduğunu ve bir yörüngesinin var olduğunu görseniz bile “düz dünya” teorisinde ısrar mı edeceksiniz?

Son olarak, günümüzde Virgin Galactic firması ile siz de bilet alıp uzaya çıkabilirsiniz. Böylece yukarıdan Dünya’ya bir bakıp kesin sonucu bize de bildirirsiniz. Veya Dünya’nın çevresini hiç durmadan dolaşıp başladığı havalimanın inen uçaktan bilet alabilirsiniz.

Sıkça Sorulan Sorular

Eğer dünya küre olsaydı, Uçakların jiroskopla uçuş yapmalarını imkansız kılmaz mıydı?

Makalenin içinde de bahsini etmiştik. Yine de kısa bir cevap vermek gerekirse; normal bir jiroskopla uçarsanız, kat ettiğiniz mesafe kadar hassasiyet kaybına uğrarsınız. Yâni evet imkânsız kılardı. Bundan dolayı büyük ya da hızlı uçaklarda jiroskop yerine atâlet referanslı bir sistem kullanılır. Bu sistem, kat edilen uzak mesafelerde hassasiyet kaybına uğramaz. Böylece eğimli dünya yüzeyine sabit irtifada gidebilir.

İzlanda’dan bir görüntü

Eğer oluşmaya başladığından beri dünya dönüyorsa, neden ekvatorda sadece su değil kara parçaları da var?

Bunun kanıtlanmış derin açıklamaları mevcut. Yine de cevaplamak adına kısaca belirtmem gerekiyor. Dünyanın oluşmaya başladığı ilk zamanlarda, zaten su ve kara parçası diye bir şey yoktu. Neredeyse her şey tamamen lavdan oluşuyordu. Dünya oluşumu sırasında başka bir gezegenle de çarpıştı. Ve o dönemde, diğer gezegenlerde de olduğu gibi, binlerce asteroitle çarpıştı. Ayrıca karalar ve su oluştuktan sonra, kıtaların yerleri şimdiki gibi değildi. Kısaca kıtaların yerleri değişim halinde. Yani bundan milyonlarca yıl sonra, ekvatorun tamamen kara kütlesinden oluşma ihtimali de var, tamamen sudan da.

Diyelim ki dünya gerçekten küre. Peki tıpkı dönen ıslak bir tenis topundan savrulan su gibi, dünyadaki su kütlesi de neden ekvatora doğru ilerleyip savrulmuyor?

Bunun tenis topunda gerçekleşmesinin sebebi; savrulma gücünün topun çekim gücünden fazla olmasıdır. Fakat dünyanın kütlesi ve dönüş hızını dikkate alırsak durum tam tersi. Bu fazlalığı ispatlamak için bir hesap yapalım:

G, evrensel çekim sabitidir. m1 ve m2 değerleri, iki cismin kütlesi oluyor. d2 değeri iki cismin arasındaki uzaklığın karesi. F değeri ise, bu iki cismin arasındaki çekim kuvvetine eşit oluyor. Bu iki formülü kıyasladığınızda kolaylıkla görülebilir ki, su eğik de olsa şekilsiz de olsa, o cismin yüzeyinde kalacaktır. Dünya bu konuda nadir bir örnek değildir. Bunu diğer gezegen ve uyduları, özellikle sıvı taşıyan Titan gibi Jüpiter uydularında kendiniz kolaylıkla gözlemleyebilirsiniz. Ayrıca, Jüpiter ve Neptün gibi gaz devleri yukarıdaki formüller gerçek olmasaydı duramazlardı. Kaldı ki, bu durum küçük boyutta da ispatlandı. Suyun dünyanın yüzeyinde kalmasına hayret edenlerin, gaz devi gezegenlerin durmasına hayret etmemesi, bence asıl hayret edilecek şeydir.

Kutup yıldızı sabit dururken diğer yıldızlar dönüyor. Bu hem düz hem de yuvarlak dünyada geçerli olabilirdi. Fakat dünya yuvarlaksa, döndüğüne şahit olduğumuz yıldızlar, ileri hareket durumunda gözükmüyor. Çünkü ileri hareketimiz ve Güneş etrafında dönmemiz daha hızlı. O zaman dünya düzdür!

Bu basit soruya çok hızlı cevap vereceğim. Bir arabada olduğunuzu düşünün. Sağ tarafta uzak bir dağ var. Tam önünüzde de başka bir dağ. İlerlerken sanki bu iki dağ sizinle aynı hızda ve sabit gidiyormuş gibi duracak. Ancak çok uzun süre gidersen geride kalacaklar. Doğru mu? Şimdi bu araba takla atmaya başlarsa bakış açında sağındaki dağ sürekli dönecek. Önündeki dağ ise dönme ekseninde olduğu gibi neredeyse her zaman aynı şekilde kalacak.

Uzun pozlamayla çekilmiş bir gökyüzü fotoğrafı

Burada önemli ve küçük bir not eklemek istiyorum. Aynı gün ve anda çekilmiş farklı gökyüzü fotoğrafları Ekvator ve Güney Yarım Kürede tamamen farklı bir görüntü verecektir. Kuzey kutbu, ancak kuzey yarım kürede görünür. Ve Dünya’nın kuzey dönüş eksenine çok yakın bir yerdedir. İkinci bir nokta ise Dünya’nın Güneş etrafında dönüşüdür. Burada gökyüzünün gözükme şekli, özellikle 27.5 derece eğimden dolayı farklıdır. Bu eğim ne diyecek olursanız, mevsimlerin oluşmasına sebep olan eğim demek yerinde olacaktır. Üçüncü noktaya gelince… Kuzey kutup yıldızının gökyüzünde bulunduğu yerin ufka bakışı, sizin bulunduğunuz boylama eşittir. Ve boylama göre değişir. Bu durum dünyanın küreselliğine işarettir.

Uzun pozlamayla çekilmiş bir başka gökyüzü fotoğrafı

Dağ ve yavaş hareket etmek dedik. Evet! Yaklaşık 12 bin yıl sonra, kutup yıldızı artık Dünya’nın dönüş eksenine denk gelmeyecek. Bunun sebebi Dünya’nın ve Güneş sisteminin hareketidir. O vakit yeni kutup yıldızımız Vega olacak. Aşağıda matematiksel hesapların gerçekçi canlandırmasını görebilirsiniz.

Ekvator bölgesinde uzun pozlamayla çekilmiş bir gökyüzü fotoğrafı

Bu konuda son bir not eklemek isterim: Tek başına bu olgu bile Dünya’nın yuvarlak olduğunu ve açısallığını ispatlamaya yeterlidir. Kat edilen her mesafede gökyüzünün değişmesi, ancak Kuzey yarım kürede hep kuzey yıldızının kuzeyi göstermesi! Güney yarım kürede yıldızların bir küreden beklendiği gibi farklı şekilde dönmesi! Ve Güneyde kutup yıldızının gözükmemesi.

Dünya’nın eğimli yüzeyi uçaktan bile belli olmuyorsa, bir eğimin varlığına nasıl emin olabiliriz? Şu eğim dediğiniz şeyi ne kadar yüksekte görebileceğiz?

Benim de size iki sorum olacak. İlk sorum şu: uçakla uçtuğunuza emin misiniz? İkincisi de: bu uçak normal bir uçuş yüksekliği olan 10 kilometreye çıktı mı? İkisi de vereceğiniz cevap evetse, ben de sizin sorunuzu cevaplama kısmına geçebilirim. Dünyanın eğimi teknik olarak her zaman görülebilir. Özellikle deniz kenarında yaşıyorsanız hemen bir fotoğraf çekin. Fakat fotoğraf makinesinin balık gözü ya da geniş açılı olmamasına dikkat edin. Sonra çektiğiniz fotoğrafta ufkun iki ucuna birer nokta koyup bu noktaları bir cetvel ile birleştirin. Deniz kıyısında değilseniz, internetten okyanus ya da deniz fotoğrafı indirip deneyebilirsiniz.

Bir okyanus fotoğrafı ve sağ tarafta photoshop ile daraltılmış görüntüsü (Sağda eğimli yüzey daha belirgin)

Bununla birlikte kabaca iyi bir cevap olsa da, makinenizi dikkatlice dengeleyerek, ufuk çizgisini kadrajın tam ortasına denk getirirseniz, Dünya’nın hafif eğrisini kaliteli doğrusal mercekle görüntüleyebilirsiniz. Hatta sadece birkaç yüz metre dahil.

Fotoğrafınızı, sadece 200 metre yükseklikten 94.4 derecelik bir açıyla çekerseniz ve çektiğiniz görüntü 4000 piksel genişliğinde ise, ufuk çizgisinden yaklaşık 7 piksel artış gözlemlersiniz. Görüntünün genişliğini orijinalin yaklaşık onda biri (%10) kadar sıkıştırmayı deneyin. Böylece dünyanın eğimini daha rahat algılanabilir düzeyde görebilirsiniz.

Yukarıdaki resmin geçerli olmasında en büyük etkenlerden biri, ufkun odağın altında olması. Yani eğer bu bir balık gözü lens olsaydı, zaten tersine bir eğim olması gerekirdi. Ufkun odağın altında olması, herhangi bir lens bozulumunu da ayrıca dengeleyecektir.

David K. Lynch

David K. Lynch adında bir bilim adamının bu konudaki hesaplarının sonucu ise şöyle: Çıplak gözle 10.6 kilometrelik bir alan Dünya’nın eğimini görmek için yeterli. Ancak; bu sınırla sağlıklı bir gözlem yapabilmek için, hava şartlarının ve bulunulan yerin doğru olması anlamına geliyor. 4.2 kilometrenin altında çıplak gözle direkt gözlem yapmak oldukça zor. Çünkü insanın minimum eğim algısının altında kalıyor. Son olarak 6 kilometre, fotoğraf makineleri için eğimi algılamak için yeterli bir yükseklik.

Bu soru için son olarak, 10 kilometreyi uçak olarak aşabileceğiniz uçuşlar fazlasıyla mevcut. Balon gibi bazı turistik aktivitelerde, bu yüksekliğin daha üzerine çıkabilirsiniz. Yüksek irtifa balonu, eski concorde uçakşarı 14-18 kilometre irtifaya kolaylıkla çıkıyorlardı. Güzel bir haber de vermek isterim: Concorde gibi ses hızından hızlı uçan yüksek irtifa yolcu uçakları yakında piyasaya sürülecek.

Michigan Gölü’nden çekilmiş Chicago fotoğrafı

Michigan gölünde çekilmiş olan Chicago fotoğrafı hakkında ne diyeceksin?

Michigan gölünden çekilmiş milyon olmasa da binlerce fotoğraf mevcut. Bunların neredeyse tamamına yakınında Chicago gözükmüyor. Ancak bir tanesinde net olarak görülüyor. Düşünün… Bir tepeye çıkıyorsunuz. Tek gördüğünüz İç Anadolu bozkırı. Belki daha önce aynı yere binlerce kere çıktınız. Fakat bir gün bir anda karşı dağda bir orman görüyorsunuz. Sonra tekrar çıktığınızda bozkır dışında bir şey görmüyorsunuz. Bu durumda ne düşünürsünüz. Düşüncenizin oradaki ormanın aslında hep olduğu değildir diye içtenlikle umuyorum.

Chicago’nun o fotoğrafta görülmesi için gerekli hava koşulları mevcuttu. Ayrıca unutmayın ki, çölde hayal görmek aslında optik bir illüzyonken, ve bu illüzyon su kütlelerinde daha sık görülüyorken, mantıklı bir cevap vermek de sanırım mümkün olacaktır.

Suyun optik kırılma yaratması ve su seviyesinin ardında kalanları gösterdiği birçok farklı durum var. Bunlardan Fata Morgana da dahil birkaç tanesinin örneğini aşağıda görebilirsiniz. (Kaynak: MIT onaylı wikipedia)

Buraya kısa bir not eklemek gerek. Uçan Hollanda gemisinin günümüzde sadece bir illüzyondan ibaret olduğunu biliyoruz. Çünkü o geminin ufkun altında kaybolduktan sonra bile, uçuyor gibi gözüktüğüne şahit olunmuştur.

Salar de Uyuni Gölü fotoğrafları hakkında ne düşünüyorsun?

Hızlı ve basitçe cevap vereceğim. Tuz göllerinde hız denemesi ve uydu kalibrasyonu yapılmasının bir sebebi var. Çünkü bu tip göllerde yapmur yağdığında, lokal erime sayesinde eşit tabaka kalınlığına sahip olur. Dünyanın epimini birebir takip etmez, eşit tabakalaşmayla birlikte eğim takibi gözlemlenir.

Bu resimde de bu gayet açık. Ancak o arkadaki dağlar aslında bu gölden çok daha yüksekte. Yani Dünya’nın eğiminden dolayı ufkun arkasında kalmış. Ayrıca bazı çevre tepe ve dağlar, eğim sebebiyle görülmüyorlar.

Salar de Uyuni, Bolivya

GPS, Güney yarım kürede çalışmıyor. Neden?

Hayır efendim! GPS, GLONASS, Galileo gibi birçok konum sistemi Dünya’nın her yerinde olduğu gibi Güney yarım kürede de çalışıyor. Bu sistemler tüm gezegeni sarıyor. Hatta bu bile başlı başına bir ispat. Açık okyanusta uydu telefonu ile konuşabilmek ve konum tespiti yapabilmek, düz bir Dünya’da bu frekanslarda mümkün olmazdı! (Kaynak: Öğrenimim süresince konumlandırma, radar ve radyo iletişim dallarında sıkı eğitim aldım. NASA’nın uydu yarışmalarına arkadaşlarımla katılıp, Türkiye’de tasarlayıp ürettiğimiz uydunun iletişim modülünü kendim tasarlayıp kendim ürettim.)

Madem çalışıyor, Flight Radar gibi sitelerde Güney Okyanuslarında uçan uçakları göremiyoruz?

Sitenin açıklamasına bakmanızı öneririm. O vakit mantıklı bir cevabı zaten kendiniz bulacaksınız. Çünkü bu siteler verilerini yer radarlarından alıyorlar. Kuzey yarım kürede de büyük su kütlelerinden geçen uçakları göremezsiniz. Çünkü tekrar ediyorum, veriler yer istasyonlarından geliyor. GPS verilerine ulaşırsanız 7/24, kutupların üstü dahil görebilirsiniz.

Flight Radar’da harita üzerinde uçuşlar

Peki, o zaman neden Atlantik uçuşlarındaki uçaklar kaybolmuyor?

Radarların bulunduğu konumlar. Yani küçük adalara kurulmuş bu radarlarla bu takip sorunsuz gerçekleştirilebiliyor.

Uçakların en hızlı uçuşları neden haritada düz değil?

Kısa cevap: Küre üzerinde düz?
Uzun cevap: Merkator projeksiyonu ile oluşturulan haritalar şekilleri korur, boyutları değil. Ancak bazı haritalar ise eğimi korur, şekilleri değil. Harita bir düzlemdir, dünya ise bir küre. Bir kürenin tüm özelliklerini, bir düzleme tam olarak aktaramazsınız. Ancak yine de gerçeğe yakın haritalar da var.

Peki o zaman Atlantik uçuşlarındaki uçaklar kaybolmuyor?

Bu soruya bir görselle cevap vermek istiyorum:

Radarların bulunduğu konumlar. Yani küçük adalara kurulmuş bu radarlarla bu takip sorunsuz gerçekleştirilebiliyor.

Peki, merkator projeksiyonunda eğri olan bir rota, düz dünya haritasında neden düz oluyor?

Çünkü Düz Dünya haritası küreselliğin eğimini koruyan ancak, şeklini bozan konik bir projeksiyon türü. Bu türe ait birçok harita var. Hepsinde de merkatorda yamuk olan rotaları düz olarak görebilirsiniz. Merkator projeksiyonun bu kadar ünlü olmasının sebebi denizde kolay seyrüsefere izin veren çok kullanışlı bir denizcilik haritası olması. Ayrıca şekilleri koruduğundan dolayı yabancı bir yerde, yer şekillerini tanımak çok daha kolay olacaktır.

Antarktika’ya (Güney Kutbu) gitmemize neden izin verilmiyor?

Gayet de izin veriyorlar. Hatta bir iyilik yapıp, güncel gitme yolları ve yöntemlerini sıralayabilirim. İlki gemiyle! Gemi, Güney kutbuna giderken en çok tercih edilen ulaşım aracı oluyor. Genelde Güney Amerika kıtasından başlayan bu seferlerin süresi 10 günle 3 hafta arasında değişiyor. En kolay gemi bulacağınız yer ise, genelde Güney kutbundaki üslere takviye gemilerinin sıklıkla kalktığı Arjantin’in Tierre del Fuego federe bölgesinin Ushuaia kentidir. Bu kent aynı zamanda sıklıkla Dünya’nın en güney kenti olarak da adlandırılır. Bunun dışında Falkland Araları’nın Stanley limanı ve Şili’deki Punta Arenas da alternatif kalkış noktaları olarak gösterilebilir.

Açık denizdeyken uydu telefonunuz yoksa, telefonunuzun çekmediğini, ancak GPS’inizin çalıştığını görünce şaşırmayın.

Ushuaia ve Stanley limanlarında kendinize özel bir yat kiralayabilirsiniz. Tuzlu bir seçenek(!) Ama böylece tüm Antarktika’yı çevreleyebilir ve başladığınız noktaya dönebilirsiniz.

Fransız tedarik gemisinde seyahat edebilirsiniz. Fransiz takviye gemisinde turist olarak seyahat etme hakkına sahipsiniz. Gemi, Marion Dufresne II, Reunion’dan kalkıyor ve gidiş-dönüş yaklaşık 1 ay sürüyor. Gemide izin verilen turist sayısı sınırlı ve gidiş tarifeleri, doluluk durumu ve fiyatlarla ilgili güncel bilgiler için Fransız turizm acentelerine başvurabilirsiniz.

Antarktika’ya uçakla uçabilirsiniz! Muhtemelen Antrarktika’yı görmenin en kestirme yolu uçarak gitmektir. Eğer bir uçak konforunda büyük beyaz uçsuz bucaksuz bir manzara görmek isterseniz Antarktika’ya uçuş rezervasyonu yaptırabilirsiniz. Bu uçuşta yere iniyorsunuz ve Antarktika üzerinde birkaç saat geçirmeniz mümkün oluyor. Aynı gün içerisinde de geri dönülüyor. Antarktika uzmanlar uçakta açıklama ve tanıtım yaparken, yemeğinizi ve içeceğinizi alıp onları dinlerken manzaranın keyfini çıkarabilirsiniz.

Buz üstüne iniş yapmış bir Boeing 757

Not: İnternet üzerinden bilet rezervasyonu yapabilir veya satın alabilirsiniz. Ayrıca yine, kampta konaklama yapılan ve keşif gezilerine çıkılan seçenekler de mevcut. Aynı gün içinde dönmek zorunda değilsiniz. Uçuşların çok büyük bir kısmı Avusturalya’dan yapılıyor.

Son olarak önemli bir uyarı: Dünya’nın dönüşü ve Coriolis etkisinden dolayı kutuplarda Dünya’nın atmosferi incedir. Orada 2 bin metrelik yükseklik normal şartlardaki 4-6 bin metreye eşdeğer olabilir. Gitmeden önce sağlık ile ilgili ince detayları öğrenmeyi unutmayın.

Güney Kutbu

Bonus 1: Direkt olarak Güney kutbuna inen uçuşlar var.

Bonus 2: Uçarak geçen ve bitiş olmadığını gösteren bir başka sefer daha var.

Uçaklar Coriolis etkisini neden hesaba katmıyorlar? Katmıyorlarsa dünya düzdür ve dönmüyordur.

Hayır, efendim! Coriolis etkisi hesaba katılıyor. Bu, zamanında Türk Hava Kurumu tarafından da denendi. Kuzey-güney hattında dümdüz uçan bir uçak düz gitmez. Ancak, bu etki düşündüğünüz kadar düçlü değil. Çünkü atmosfer Dünya ile birlikte hareket ediyor. Ve asla unutmayın ki; sabit hızlı bir cisim üzerinde hissedeceğiniz ve yaşayacağınız, tam sabit bir cisim üzerinde olmakla aynıdır. Sadece ivmelenme, direkt olarak referans noktası olmadan gözlemlenebilir.

Şunu izlemenizi şiddetle tavsiye ederim:

https://www.classzone.com/books/earth_science/terc/content/visualizations/es1904/es1904page01.cfm?chapter_no=visualization

Diyelim ki uçak konusunda haklısın. Peki, havan toplarında ve keskin nişancı atışlarında Dünya’nın eğimi ve Coriolis etkisi neden hesaba katılmıyor?

Kısa ve orta menzilde hesaba gerek yoktur. Çünkü yukarıda uçak için anlattığımız güçler, birbirlerini götürüp eşitlenirler. Ancak uzun menzilde hedefi tutturmak istiyorsanız, bunları hesaba katmalısınız. Almanlar Paris topunu ateşlerken isabetli vuruşlar yapmak için balistik hesap yaparak, bu etkileri değerlendirmek zorunda kalmışlardı.

Bir araba hızlandığında arkana yaslanırsın, yani ivmelenme önemli. O halde nasıl oluyor da, uçakla başka bir yere giderken Dünya’nın dönme hızının değiştiğini algılayamıyoruz?

Kısa cevap: Uçak o hızı kompanse ediyor.

Uzun cevap: İlk önce atalet ve atalet referansını basitçe örneklendirelim: Bir uçağa biniyorsunuz ve hızlandığında bunu hissediyorsunuz. Fakat uçak hızını sabitlediğinde ne hissediyorsunuz? Bu durumda gözlerinizi kapattığınızda hızı algılamazsınız, sanki sabit duruyor gibi hissedersiniz. Oysa ki uçak o esnada 900 km/s hızla uçuyor. Uçuşta elinize bir kahve aldınızda dökülmüyor. Sabit hızda giderken uçak içinde zıpladığınızda, uçağın zemini altınızdan kayıp gitmiyor. Tüm bunlar bir otobüs, tren ve hatta gemide bile geçerli. Ataletsel bakış açısıyla, evrenimiz doğasındaki sabit hız sabit duruşa eşittir. İşte bu yüzden siz zıpladığınızda Dünya altınızdan kayıp gitmiyor. İşte bu yüzden denizler çeşitli noktalarda birikmiyor.

Dünya gibi dev bir cismin üzerinde biz, zerre kadar küçük cisimleriz. Dünya dönüşü esnasında ilerleyen her santimetrede, minimal düzeyde ve hissedilemeyecek kadar küçük bir farklılık oluyor. Bu etkiyi hissetmemiz için, gerçekten çok büyük ve çok hızlı olmamız gerekirdi. Uçakla uçarken bu hissin çok az olmasındaki sebep ise şu: Hızın göreceli olarak az olması ve pamukvari bir gaz bulutu olan gökyüzünde uçuyor oluşumuz. Bunun formüllerle dolu matematiksel açıklamasını merak eden olursa, iletişime geçmesini şiddetle tavsiye ediyorum.

Bir roketin izi

Roketler kalkarken neden Dünya’ya paralel ve düz bir rotada ilerliyor?

Hepsi takip etmez. Ancak; modern roketlerin bir kısmı, açılı bir rotada giderler. Bunun çok önemli birkaç sebebi var. Yukarıdaki uçak örneğini hatırlamak da fayda var. Yani direkt olarak yukarı çıkmak çok yüksek güç gerektiriyor. Ayrıca modern bir roketin ana amacı; yörüngeye vardıktan sonra yörünge hızına ulaşıp, uzay istasyonuna takviye ya da astronot götürmektir. Bunlar alçak Dünya yörüngesinde gerçekleşmesi gereken görevlerdir. Bir diğer sebebi ise, dengeli bir yörünge için açısal hıza sahip olmak zorunluluğudur.

Felix Baumgartner atlayışında Dünya’nın eğimli görünmesi bir kanıt mıdır?

Değildir! Çünkü o atlayışı görüntüleyen lens, balık gözü lenstir. O yükseklikte Dünya’nın eğimi farkedilebilir, fakat o lenste görüldüğü kadar abartılı değildir.

Felix Baumgartner’ın atlayışı

Güneş ışınlarının bulutlarda açısal hüzme yaratması, Güneşin çok yakın oluşunu ve düz Dünya teorisini kanıtlamaz mı?

Yanlış, kesinlikle yanlış! Çünkü su buharı ışığın kırılmasına sebep olur. Rigid, sert cisimlerde denemelisiniz. Bunu ben kendim iki sene önce denedim ve herhangi bir ölçüm yapabileceğim kadar sapma yoktu. Gelen ışık paralel kabul edilir. Bu defalarca ispatlandı. Siz denerken aksi bir durum keşfederseniz, mutlaka haber verin.

Güneş doğarken ve batarken neden daha küçük görünüyor?

Kameraların yuvarlak ve klasik lenslerinde evet, diğer birçok lenste ve insan gözünde ise hayır. Güneş, atmosferin optik kırılmasından dolayı, batarken ve doğarken daha büyük görünür. (Bazı atmosfer şartlarında bu değişebilir.) Güneşin batıp doğması bile, Dünya’nın küre oluşuna bir ispattır. Yer değiştirdiğinizde güneş de göreceli olarak yer değiştirir. Kısa mesafede belirgin olmayacaktır, uçakta bunu çok daha rahat farkedebilirsiniz.

Challenger Faciası’nda ölen astronotların, hâlâ hayatta oldukları iddiasına ne diyeceksin?

Önce bu iddiayı ortaya atan adamla ilgili bir habere göz atmanızı istiyorum:
https://www.haberler.com/ingiltere-de-yasayan-dave-murphy-kendi-idrarini-9602142-haberi/

O adamın dediklerini sırf bu yüzden yalanlamıyor ya da doğrulamıyorum. Çünkü bilim her teoriyi dikkate alır ve sorgular. Ben de soruyorum: Tüm dünya tarafından hatırlanan ve özellikle Amerikanların çokça önemsediği bu olayda, ölen astronotları normal hayatlarına göndereceksin ve aynı ismi kurtaracaksın. Bunu hangi zekâ seviyesi yapabilir? Gönderdiği fotoğrafı aşağıda görebilirsiniz.

Challenger Astronot Ekibi

Ellison Onikuza ve kardeşi. Tabii ki benzer olurlar. İddiaya inanıp yine de biraz dikkat ederseniz, gençken daha az saçı olduğunu görürsünüz. Justin Resnik ve Justin Resnik avukat. Dikkatli bakarsanız, yoruma da gerek kalmayacaktır. Michael Smith ise ya çene ameliyatını göz rengiyle birlikte değiştirmiş ya da başka birisi. Ronald ve Carl McNair. Evet, bu iki insan da kardeş.

Bu kadar hem anti-sav hem de olayın gerçekliğini anlatan kanıtlar sunmam mümkünken, sanırım bu kadarı şimdilik yeterli olacaktır.

Muhammed Ali Kul

Content Protection by DMCA.com

2 Yorum

  1. fatih fatih 4 Ocak 2018

    Güzel ve açıklayıcı bir yazı olmuş. Eline emeğine sağlık. Bazılarını biliyordum. Bazılarını sayende burada okuyarak öğrendim.
    Yukarıda yazılanlara eklemek istediğim bir konu var. Yuvarlak dünya modelinde güney ve kuzey kutbuna bir direk diktiğiniz zaman direğin gölgesi zamana göre direğin etrafında dolanır.(dünya kendi ekseni etrafında döndüğü için) Düz dünya saçmalığında ise kuzey kutbunda gölge direğin etrafında dolanırken güneyde ise sadece dışa doğru olur. yani en üstteki görsele göre direğin gölgesi hiçbir zaman okyanus yönüde düşmez.

  2. Bülent Bülent 14 Şubat 2019

    44 Yaşıma kadar küre dünya yalan bilgisi ile yaşamışım. Tesadüf fark ettim bir video da. Çok araştırdım. Bu anlattıkların küre dünya için bir tane bile doğru bilgi değildir.Benim için ilk ve önemli bilgi duran Su hiç bir zaman eğim almaz. Doğasında yoktur. Veya sıvı maddeler her yerde düz durur. Dünyanın çoğu da Su dan olduğuna göre. Hiç bir yerde göremezsin çünkü Su hep düz durur doğası gereği. Bu kadar basit. SAkın görüş açısı olayına girme çok basit bir şey. İnsanın göz mesafesi bellidir. Ufuk çizgisi görüşmesafesi bitiştir. Sonra tabii göremezsin. Diğer bir doğru bilgi ise zaten RAb böyle yarattığını anlatmış. Ama insanlar son 400 yıldır bunu aşırıya kaçıp değiştirmişler. Yok aya gittik yok marsa gittik gibi yalanlar ile. Ay gidemezsin. O bir ışıktır. Lamba görevi görür. Güneş te aynıdır. Enock kitabı oku. Gerçekleri gör. Rabbin yarattığı düz ortamı değiştirmeyin.

Bir Cevap Yazın