İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Havacılık tarihimize kısa bir bakış: “İstikbal Göklerdedir”

Content Protection by DMCA.com

Ülkemizde havacılık alanında hangi çalışmalar yürütülüyor? Yoksa havacılık alanında geri mi kaldık? Peki ülkemiz sınırlarında ilk uçuş kim tarafından gerçekleştirildi?

Sakarya (Gezegenden Notlar) – Her ülke güçlü olmak ister. Sahip olduğu güçler doğrultusunda rakiplerine müdahale etmek ve onları yönetmek ister. Güç sahibi olmak, artık teknoloji geliştiren bir ülke olmaktan geçiyor. Ve eğer teknoloji geliştiriyorsanız, rakipleriniz de doğal olarak size bağımlı hale geliyor.

Bu nedenledir ki Amerika Birleşik Devletleri, NASA’yı kurmuş. İnternet dünyasının en büyük şirketi Google gezegenlerden maden çıkarmanın yollarını arıyor. Sivil havayolu taşımacılığında Avrupalı Airbus ve Amerikalı Boeing firmalarının uçaklarını kullanmaktan başka seçeneğimiz yok. Hatta bu firmalar uzay turizmini başlatmak üzereler. Ruslar, Çinliler, Japonlar ve dünyanın önde gelen diğer ülkeleri havacılığa önem veriyorlar. Ve açıkça görülüyor ki bu ülkeler istikbalin göklerde olduğunu çoktan benimsemiş. Üstelik havayolu taşımacılığı, teknoloji ve uzay alanında yapılan bireysel çalışmaları takip edip, uygun gördükleri projeleri de destekliyorlar.

Airbus ve Boeing

Havacılık alanında bizim yaptığımız çalışmalar elbette ki var. Fakat lider ülke olmadığımız apaçık ortada. Peki bazı sorular akla gelmiyor mu: Ülkemizde bu konuda yürütülen çalışmalar neler? Havacılık alanında geri mi kaldık? Ülkemiz sınırlarındaki ilk uçuş, kim tarafından ne şekilde gerçekleştirildi? Ve ben sorularımın cevapsız bırakılmasından hoşlanmam.

Hammâd el-Cevherî

Birçok konuda öncü olabilmeyi başarabilen nadir milletlerdeniz. Durum böyle olunca, ilk uçuş denemelerinin içinde bir Türk’ü görmek kaçınılmaz oluyor. İşte o Türk Hammâd el-Cevherî. Tahta parçalar kullanarak basit bir kanat yaparak, İran Nişabur’da bulunan evinin çatısına çıkıyor. Onu izleyen yüzlerce kişinin endişeli bakışlarını umursamadan, kendini boşluğa bırakıp can veriyor.

Şimdiki Nişabur’dan bir görünüm

Hammâd el-Cevherî bu girişimiyle, tarihte uçan ilk Türk olarak anılıyor. Bu uçuş denemesinin 1003-1010 yılları arasında gerçekleştirdiği varsayılmış. Hammâd el-Cevherî’nin bazı kaynaklarda Türk olduğu belirtilirken, bazı kaynaklarda Kazak olduğu söylenmiş. Orta Asya, Türkler’in anavatanı olduğundan; ben Cevherî’yi bir Türk olarak kabul ettim.

Hezârfen Ahmed Çelebi

Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sine göre Hezârfen Ahmed Çelebi, 1632 yılının rüzgarlı bir gününde Galata Kulesi’ne çıkar, geliştirdiği kanat modeliyle kendini boşluğa bırakır. İstanbul Boğazı’nı aşarak Üsküdar Doğancılar bölgesine yumuşak bir iniş yapar. Bunun üzerine dönemin padişahı Murat Han onu altınla ödüllendirir. Fakat sahip olduğu yüksek ilim sayesinde her arzusunu yerine getirebileceğini düşünerek onu Cezayir’de sürgüne yollar.

Galata Kulesi

Hezârfen, farklı konularda bilgi sahibi olan, ilim düzeyi yüksek kişi anlamına geliyor. Onu Galata Kulesi üzerinden yaptığı uçuşu nedeniyle tanısak da, ben bu uçuşu bir talihsizlik olarak değerlendiriyorum. Çünkü Galata kulesinden atlaması onun bilimsel kişiliğinin önüne geçmiş durumda.

Lagari Hasan Çelebi

Hezârfen Ahmed Çelebi’den bir yıl sonra, Murat Han’ın kızının doğumu üzerine düzenlenen şenlikte, Lagari Hasan Çelebi bir uçuş denemesi gerçekleştirmiş. Kendisi patlayıcıların itici gücünden yararlanan ilk kişi oluyor. Bu, diğer uçuş denemelerinin aksine yerden havaya doğru gerçekleşmiş.

Sultan IV.Murad

Lagari Hasan Çelebi, barut kullanarak hazırladığı yedi fişeği roket biçiminde bir kabinin etrafına sarmış. Kendisi de bu kabinin içine yerleşmiş. Yardımcılarının fişekleri ateşlenmesiyle Sarayönü’nden yükselmeyi başarmış. Fişeklerin itici gücü bittikten sonra giymiş olduğu kanatlar sayesinde Sinan Paşa köşkünün önüne kadar uçabilmiş.

Bu uçuşla ilgili detaylara yine Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinden ulaşılıyoruz. Evliya Çelebi’nin anlatılarında pek de mütevazi olmadığı söylenir. Bu nedenle güvenirliği tartışılan bir kaynaktır. Discovery Channel, Evliya Çelebi’nin anlatılarından yola çıkarak bir model oluşturmuş. Fakat bu model başarıya ulaşmamış. Keşke Hezârfen Ahmed Çelebi ve Lagari Hasan Çelebi’nin çalışmaları Osmanlı arşivlerinde bulunsaydı da, bu iki maceraperestin girişimleri hakkında daha detaylı bilgiye erişebilseydik.

“İstikbal göklerdedir.” – Mustafa Kemal Atatürk

İstikbal Göklerdedir

Ulus devleti anlayışı imparatorlukların sonunu getirdi. Bu süreçte sömürge altındaki ülkelerin bir kısmı da özgürlüklerini kazanmış oldu. Ulus devlet anlayışıyla kurulan bu ülkelerin kaybettikleri toprakları geri almak istemesi 1. Dünya Savaşı’nın temelini atmış oldu. Böyle bir ortamda kimse uçma teşebbüsünde bulunmasa da, Avrupa ve Amerika askeri amaçlarla modern sayılabilecek uçakları ürettiler. Osmanlı Devleti’nin havacılık okulları bulunuyordu, fakat bu çabalar Osmanlı’nın yıkılışını engelleyemedi. Neyse ki Mustafa Kemal havacılıkla ilgili olarak, “İstikbal göklerdedir. Göklerini koruyamayan uluslar, yarınlarından asla emin olamazlar” demiştir.

Vehici Hürkuş

Vehici Hürkuş: asker, mühendis ve pilot. Osmanlı imparatorluğu’nda başlayan askeri hayatı Kurtuluş Savaşı’yla devam etmiş. Pilot olmak istemesine karşın, küçük yaşından dolayı makinist okuluna yönlendirilmiş. Bağdat cephesinde uçak makinisti olarak görev yaparken yaralanınca İstanbul’a gelmiş. Osmanlı İmparatorluğu’nun Yeşilköy’de açtığı Tayyare Okulu’na girerek pilot olmuş. Ülkesi için sayısız görevi ifa etmiş ve askeri hayatını başarılarla süslemiş. Ve bu başarılar sayesinde İstiklal Madalyası’yla ödüllendirilmiş. Hatta TBMM tarafından takdirnameye üç kez layık görülen tek kişi olmuş.

Vecihi Hürkuş

Hürkuş’un, en önemli bir özelliği var. Yunan savaş uçaklarının motorlarını kullanarak, Türkiye’nin ilk uçağını üretmiş: VECİHİ K-VI. 1923 yılında üretimine başladığı bu uçakla ilk uçuşunu 1925 yılında gerçekleştirmiş. Ne var ki izin almadan uçtuğu için cezalandırılmış. Fakat çalışmalarına devam etmiş. 3 ay sonra ürettiği yeni bir modeli basına tanıtmış ve bu uçakla Ankara’ya kadar uçmuş. İktisat Bakanlığı’nın yetersizliği nedeniyle uçağına sertifika alamamış. Günümüzde bu olayı herkes Türk havacılığına yapılan bir darbe olarak nitelendiriyor. Oysa ki Hurküş’un uçağı Prag’a götürülerek Çekoslovak yetkililer tarafından incelenmiş ve sertifikalandırılmış. Hürkuş, bu uçağıyla Türkiye’deki pilotlara eğitimler vermiş.

Hayatı boyunca Türk havacılığına katkı sunmaya devam ederken, Hürkuş Hava Yolu’nu kurarak sivil taşımacılık yapmayı amaçlamış. Günümüzde İktisat bakanlığının yetersizliğini tartışmak yerine Hürkuş Hava Yolları’nın kapanmasına neden olan süreci benimsemek, bizler için daha faydalı olacaktır.

Türk Tayyare Cemiyeti

Türk Tayyare Cemiyeti, 1925 yılında Atatürk’ün emri üzerine kurulmuş. Kamu yararına çalışan derneğin asıl amacı Türkün hava sahasını kontrol altında tutabilmekmiş. Cemiyet bünyesinde, 1935 yılında Türkkuşu Uçuş Okulu açılmış. Bu okul, planör ve paraşüt eğitimleri vermiş. 1936 yılına gelindiğinde ise Tayyare Okulu açılmış. Bu okulda Türk Silahlı Kuvvetleri’ne pilot yetiştirilmiş.

Sabiha Gökçen

Dünyanın ilk kadın savaş pilotu Sabiha Gökçen, eğitimini Türk Tayyare Cemiyeti’nde açılan kurslardan almış. Türk Tayyare Cemiyeti’nin çeşitli illerde açtığı fabrikalar açmış. Ve Türkiye cumhuriyetin ilanından kısa bir süre sonra, eğitim, sağlık ve nakliye için planör üretir hale gelmiş. Türk Hava Kurumu’nun bünyesinde açılan üniversite, sivil hava yolu taşımacılığı için halen pilot yetiştiriyor.

Sabiha Gökçen

Tüm dünya tarihi boyunca temel insani haklarından mahrum bırakılan kadınların, özgürlüklerine kavuştuğu kurumdur, cumhuriyet. Bu kurum sayesinde Sabiha Gökçen dünya tarihinin İlk kadın savaş pilotu olmuştur. Bu kadın Türkiye Cumhuriyeti’nin medeni gelişmişlik düzeyinin nişanelerinden biridir. TRT arşivlerinin açılmasıyla Sabiha Gökçen’in Halit Kıvanç’la yaptığı röportaj da gün yüzüne çıkmış. Sabiha Gökçen’in anılarını öğrenmek isteyenler bu röportajı izleyebilir. Bu röportajda Atatürk ile ilgili anıları, askeri görevleri ve Hatay’ın Türkiye’ye katılması sürecini anlatmış.

Nuri Demirağ

10. yıl marşımızdaki “Demir ağlarla ördük anayurdu dört baştan” dizelerinin yazılmasını mümkün kılan kişidir. 7 bin kilometrelik demir yolunun bin kilometresini Nuri Demirağ inşa etmiş. Osmanlı, İngiliz işgalindeyken maliye memuru olan Demirağ, işgal durumuna içerleyerek memuriyetten ayrılmış ve ticari hayata başlamış. Kendisi cumhuriyet’in ilk işadamlarından ve ilk zenginlerinden oluyor.

Nuri Demirağ ve pilotlar

Cumhuriyet döneminde açılan fabrikalar ilkokul ve lise düzeyinde derslere konu olmuş. O fabrikaların çoğunda Nuri Demirağ’ın izine rastlamak mümkün. Nuri Demirağ’ın Türk havacılığıyla ilgili düşünceleri çok çarpıdır. Avrupa ve Amerika model uçakların kopyalanması düşüncesini boş bir çaba olarak görmüş. Beşiktaş’ta bir uçak fabrikası kurmuş.

Demirağ’ın açtığı fabrikada mühendislik yapan Selahattin Reşit Alan, tek motorlu uçak modeli geliştirmiş. Bu model 1936 yılında Nu.D-36 ismiyle üretilmiş. Üretilen modellerin denenmesi için Yeşilköy de bir hangar açılmış. Bu hangar günümüzde Atatürk Havalimanı olarak halen hizmet veriyor.

Hangardaki ve uçaktaki Nu.D. markası açıkça okunuyor.

Nu.D-36’nın üretilmesinden iki yıl sonra, çift motorlu ve 6 yolcu kapasiteli Nu.D-38 modeli üretilmiş. Türk Hava Yolu’na teslim edilecek uçakların test uçuşunda kazaya karışması nedeniyle siparişlerin iptal edilmiş. Firmaya ihracat yasağı getirilince Demirağ’ın fabrikası da kapanmış. Bu kazada test pilotu olan mühendis Selahattin Reşit Alan, hayatını kaybetmiş.

Rakipleriyle Yarışabilir Bir Ülke

Bütün bu gelişmelerin önemini kavramak için Kurtuluş Savaşı esnasında Anadolu’nun ve insanlarının hallerini bilmek gerek. Ahmet Haşim’in 1919 yılında Manisa Milletvekili Refik Şevket’e gönderdiği mektupta, tüm bunlar anlatılmış. Mektuba göre Anadolu medeniyetler tarihi boyunca en kötü dönemini geçirmekteymiş. Bu mektupla Türkiye’nin makus talihini anlamak mümkün. Üstelik bu mektup sayesinde devletin mevcut durumunu da tahmin edebiliriz. Yani Türkiye havacılık alanında muazzam bir gelişme kaydetmiş ve bu anlamda rakipleriyle yarışabilir hale gelmiş.

Geleceğe Umutla Bakabilmek

Ülkemizin havacılık geleceğini Nuri Demirağ’ın fabrikası kapatılana kadar parlak görmekteydim. Fakat tüm bu girişimler bir şekilde durmuş veya durdurulmuş. Buna neden olan kişi ve kurumları belirlemek pek mümkün değil. Ayrıca bunları tespit etmenin bize bir getirisi de olmayacak.

Hürkuş

Benim kanaatim şu: Ekonomik kalkınmaya yönelik 1946’li yıllardan itibaren meclis tarafından yapılan çalışmalar, ülkenin ekonomisini geliştirmekten daha çok, diğer ülkeleri bize müdahale edebilecek konuma getirmiş. Türkiye, bu durumdan kurtulmak için büyük mücadeleler vermiş.

Ülke olarak eksiğimiz, günümüzdeki sömürgecilik anlayışının kültür empozesi olduğunu unutmamız ve markalaşmada geri kalmamızdır. Markalaşma yönünde çaba gösterirsek başarı şansı bulunmayan projeleri bile destekleyebilecek sermayeye sahip oluruz.

Bu sayede havacılık dahil olmak üzere gelecek vaat eden tüm alanlarda ki çalışmalarımıza hız kazandırabiliriz. Kurtuluş mücadelesindeki yokluk döneminden bu seviyeye ulaşabildiysek, kadirşinas Türk halkı bugün sahip olduklarıyla çok daha fazlasını başarabilecek potansiyele sahiptir. Geleceğe umut dolu gözlerle bakmamız için hiçbir sakıncamız yoktur.

Mert Zımba

Content Protection by DMCA.com

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın