İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Hüznün Başkentine Yolculuk: “Saraybosna”

Content Protection by DMCA.com

Saraybosna (Gezegenden Notlar) – İstanbul Sabiha Gökçen Havaalanı’ndan hareketle Saraybosna’ya yaklaşık bir buçuk saatlik süre sonunda iniş yapıyoruz. Bosna Hersek’de taksi ve otobüslerde bagajlar için küçük miktar da olsa ayrı ücret ödendiğini belirtmek isterim (Bagaj başına 1 € ). Havaalanından şehir merkezi yaklaşık 11-12 km. Taksiler kilometre başına kendi paralarıyla 1 KM fiyat istiyorlar.

Budva’dan otobüsle gelmek isterseniz 26,50 € (8 saat)
Podgorigo’dan gelmek isterseniz 18 € (7 saat)
Not: Vize sıkıntısı çekmemek için güzergahın Hırvatistan geçişli olup olmadığını mutlaka sorun.

Başkent Saraybosna’da gezi için başlangıç noktamız ve kahvaltı için seçimimiz otelimize de yakın olan Baş Çarşı (Baščaršija) oluyor. Saraybosna’nın kalbi de denilebilir. Günümüze yalnızca bazı bölümleri ulaşabilen çarşının temellleri 1462’de atılmış ve 16 yüzyılda doruk noktasına ulaşmış. Arnavut kaldırımlı taş sokaklarda gezerken Osmanlı’nın izlerini hissetmemek mümkün değil. Tam ortasında şehrin de simgesi haline gelen Mağribi tarzı bir çeşme göze çarpıyor: Sebilj.

Savaş sırasında Sırp saldırılarına da maruz kalan çarşıda, arnavut kaldırımları takip ederek ara sokaklara daldığımızda kafeler ve restoranların yanında hediyelik eşya satan dükkanlar ve bakırcılar karşımıza çıkıyor. Hediye için Bosna kahvesi, Bosna lokumu, gümüş ve bakır işlemeler satın alınabilir. Sokakları dolaştıkça hem doğunun hem de batının kültürlerini sentezleyen Balkan atmosterini ciğerlerimize çekiyoruz. Eski nesil, Boşnakça’nın yanında ekseriyetle Başçarşı bölgesinde Türkçe’ye de yaktın. Fakat gençlerle konuştukça Türkçe’nin her nesilde biraz daha azaldığına üzülerek tanık oluyoruz. Gençler genelde İngilizce biliyor. Resmi dil olan Boşnakça Rusça’ya da yakın olduğundan Rusça bilenler de zorluk çekmeyecektir. Hırvatça ve Sırpça da konuşulan diller arasında.

Başçarşıdan uzaklaşıp yeni bina ve yolların bulunduğu diğer sokaklara yönelince tarihi binaların azınlıkta kaldığını söyleyebilirim. Ve çok büyük bir şehir olmadığından, rahat ayakkabılarla yürüyerek iki günde gezebileceğiniz bir şehir. Her ne kadar azınlıkta da olsa tarihi ve görselliği olan binalar, şehrin belirli birkaç bölgesine -özellikle nehrin kıyısına- dağılmış durumdalar. Kalanı “Stari Grad (Eski Şehir)” denilen kısımda bulunuyor.

Başçarşıdan nehre direkt yürüdüğümüzde Eski Belediye Binası (Vijećnica)’na rastlıyoruz. 1986 yılında Mağribi stilde inşa edilmiş bu bina, önceleri şehrin yönetim merkeziyken, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Ulusal Kütüphane olmuş. Binanın hemen önünde bulunan Šeher-Ćehaja Köprüsü; şehrin en eksi dört köprüsünden biri.

Köprüyü geçip şehrin güney yakasından gezintiye devam ediyoruz: Nehrin bir arka sokağında binasının güzelliğiyle dikkat çeken bir bira fabrikası bulunuyor: Srajevska Pivara. 1864 yılında hizmete giren fabrika, kısa sürede ülkenin önde gelen üreticilerinden olmuş bir firmaya ait. Dalmaçya, Arnavutluk ve Karadağ’a ihracatlarda bulunmuş. Öyle ki, zamanında Yugoslavya’nın dört lider firmasından biri haline gelmiş.

Bir Osmanlı yapısı var sırada: İmparator “Hünkar” Camii (Careva Džamija). Osmanlı İmparatorluğu Bosna’yı fethettiğinde yapılan ilk cami olma özelliğini taşıyor. Fatih Sultan Mehmet onuruna Saraybosna’nın kurucusu İshakoğlu İsa Bey tarafından 1457 yılında yaptırılmış. İlk ahşap yapısı yangında hasar görmüş ve Kanuni Sultan Süleyman’ın emri üzerine 1566 yılında yeniden inşa edilmiş. Önünde bulunduğu köprüyle aynı ismi taşıyan bu cami, Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde de yer bulmuş.

Caminin arka sokağında bir de kilise bulunuyor: Aziz Antuan Kilisesi (Crkva svetog Ante Padovanskog). Bir Roman Katolik kilisesi olan bu yapı, eski kilise yıkıldıktan sonra 1914 yılında inşa edilmiş. Binanın dizaynı Josip Vancaš tarafından tasarlanmış.

Gelelim tarihi bir Osmanlı köprüsü olan Latin Köprüsü’ne. Latin ismi, Osmanlı döneminde köprünün kıyısında bulunan ve Frenkluk ya da Latinluk olarak anılan katolik yerleşkenden geliyor. Tarihi önemi ise oldukça büyük. 1914’te bu köprünün kuzey ucunda Avusturya-Macaristan Arşidükü Franz Ferdinand ve eşi suikastçı Gavrilo Prinsip tarafından öldürülüyor ve bu kıvılcımla tetiklenen olaylar silsilesi I.Dünya Savaşı’nı başlatmış oluyor. Şehirde turistik turların tamamına yakını bu noktadan başlatılıyor.

İlerlemeye devam ediyoruz. Sırada, At Mejdan Park var. Burası önceleri atların bağlandığı bir meydanmış. 1913 yılında ortasına minik bir Müzik Köşkü inşa edilmiş. II.Dünya Savaşı’nda tahrip olan bu yapı 2004 yılında restore edilmiş. Parka güzellik katmasına katıyor da, böyle tarihi bir binanın kafe olarak kullanılması biraz üzücü.

Şehrin güney yakasında nehir boyunca ilerlemeye devam ediyoruz ve bir sinagog karşımıza çıkıyor: Saraybosna Sinagogu (Sinagoga u Sarajevu). Milijacka nehrinin güney yakasında 1902 yılında inşa edilmiş bu yapı, Saraybosna’nın en büyük sinagogu.

Saraybosna Üniversitesi, 1949 yılında kurulmuş. Güzel Sanatlar Akademisi’nin karşısında nehrin kıyısında bulunuyor. Yugoslavya bölgesinin en eski üniversitesi. Başlangıçta Osmanlı İslam Hukuku Okulu olarak açılmış. 23 fakülte ve 50.000 kayıtlı öğrencisiyle helan Balkanların en büyük üniversiteleri arasında yer alıyor.

Kıyı boyunca ilerleyerek sonunda -benim fikrime göre- Saraybosna’nın en güzel yapısı olan Güzel Sanatlar Akademisi‘ne (Akademija Likovnih Umjetnosti Sarajevo) ulaşıyoruz. 1878 yılında Avusturya-Macaristan işgalinden sonra Saraybosna’daki prostestanların artmasıyla bir kilise inşa etme ihtiyacı doğmuş. Sarayosnalı Filip Balif ve Çek mimar Karl Paržik tarafından dizayn edilen kilise 1899 yılında hizmete açılmış. Birinci Dünya Savaşı sonrası protestanların şehirden ayrılması sonrasında zamanlar işlevini yitiren kilise, 1981 yılında son şeklini alarak bir Akademi olmuş.

Festina Lente köprüsünden geçerek şehrin kuzey yakasında geziye devam ediyoruz. İlk durağımız Ulusal Müze (Zemaljski Muzej Bosne i Hercegovine). 1888’de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu döneminde kurulan ve Bosna-Hersek’in kültürel mirasını koruduğu kabul edilen bir müze. Gönül ister ki Bosna-Hersek’e gelmişken tarih, coğrafya, arkeoloji, sanat tarihi, doğa tarihi, dil, edebiyat, bibliyografya gibi birçok alanda önemli bir koleksiyona sahip olan bu müzeyi gezebilelim. Ancak; 2012’de kaynak yetersizliği nedeniyle kapandığı belirtirse de, durumun siyasi bölünmeler nedeniyle olduğu aşikar. Kapısı derme çatma tahta parçalarıyla kapatılmış. Bir de kapının hemen yanında bir kağıda elle yazılarak asılmış bir yazı gözümüze çarpıyor: Bez Muzeja, Bez Kulture, Bez Morala (Anlamı: Müzesiz, Kültürsüz ve Ahlaksız). Bu yazının üstüne yorum yapmaya pek de mecalim yok açıkçası.

Ulusal Müze’nin biraz ilerisinde Tarih Müzesi bulunuyor. Binanın çevresinde savaş döneminde kullanılmış bir tank ve silahlar görülüyor. İçeri girdiğimizde savaş döneminde çekilmiş fotoğraflar, gazete baskıları, kişisel eşyalar ve paravanlarla görselleştirilmiş savaş grafiklerini sırayla gözlemliyoruz. Fotoğraflarda yer alan yüzlerde ölümün ne kadar normal karşılandığını gördükçe, tarihi sokak mimarisinde aradığım için biraz da utandım açıkçası. 1945’ten bu yana hizmette olan müzeyi gezerken Tansu Çiller’in Benazir Butto ile savaş döneminde Saraybosna ziyareti sırasında çekilmiş bir fotoğrafına da rastlıyoruz.

Müzeden çıkıp anayol üzerinden rotamızı geldiğimiz yöne doğru çeviriyoruz ve yol üzerindeki ilk durağımız St.Joseph Kilisesi (Crkva svetog Josipa) oluyor. Bir Roman Katolik kilisesi. 2008 yılında Bosna Hersek milli anıtı ilan edilmiş.

Bir sonraki durağımız Ali Paşa Camii (Alipašina džamija), 1560 yılında Hadım Ali Paşa tarafından inşa ettirilmiş. Klasik İstanbul mimarisine sahip. Caminin hemen yanında Avusturya Macaristan İmparatorluğu’na karşı isyan etmiş Boşnak şehitlerin türbeleri bulunuyor.

Bosna Hersek Başkanlık Binası, yolun devamında camiden sonra geliyor. Yol üzerinde bir ateşe rastlıyoruz: Sonsuz Ateş (Vječna vatra), II.Dünya savaşında ölenlerin anısına sonsuza dek yanacak ateşi temsil ediyor. İşgal altındaki Bosna’nın kurtuluşunun ilk yıldönümünde yakılan ateş her daim yanıyor.

Bosna Hersek Merkez Bankası (Centralna banka Bosne i Hercegovine), 20 Haziran 1997 tarihinde parlementoda kabul görerek hizmete açılmış. Tarihi olmasa da keskin hatları ve büyüklüğüyle dikkat çekiyor. Üst katında bir restoranın da bulunduğu Market Hall, çeşitli tezgah ve dükkanların bulunduğu kapalı bir küçük pazar olarak yol üzerinde duraklarımızdan biri oluyor.

Vrhbosna Başpiskoposu’nun koltuğunun bulunduğu İsa’nın Kutsal Kalbi Katedrali, 1889 yılında Neogotik tarzda inşa edilmiştir. 20. yüzyılın başında Vrhbosna Başpiskoposu olan Josip Standler’in mezarı bu katedralde bulunuyor.

Synod Ortodoks Kilisesi (Saborna Crkva Rođenja Presvete Bogorodice), Bosna ve Balkanların en büyük Sırp Ortodoks kilisesidir. Theotoks’a (Meryem) adanmıştır. Theotoks Yunanca’da kelime anlamı itibariyle Tanrıyı doğuran anlamına gelir. Barok stildeki bu kilise, Bosna bir Osmanlı vilayetiyken 1863 yılında inşaatı başlamış ve 1874 yılında tamamlanmış.

16. yüzyılda inşa edilen 30 metre yüksekliğindeki  Sahat-kula (Saat kulesi), Baş Çarşı’da bulunuyor. Namaz vakitlerini belirlemek için düzenlenmiş ay saatine göre çalışan dünyadaki tek faal saat. Kulenin şu anki saat mekanizması Saraybosnalı tüccarlar Hašimaga Glođo ve Mehaga Kapetanović 1875 yılında Londra’dan getirtilmiş.

1531 yılında Başçarşı’da inşa edilen Gazi Hüsrev Bey Camii, Bosna’da sancak beyi olarak görev yapan Gazi Hüsrev Bey tarafından şehre armağan edilen önemli bir camidir. Bir Mimar Sinan eseridir. Bosna Savaşı sırasında Saraybosna’da bulunan kültürel ve dini eserleri yok etmeyi amaçlayan Sırp ordusunun da hedefi olmuş. 1996 yılında dış yardımlarla onarımı yapılmış.

Mostar gezisini ise makalelerin yeterince uzun olması sebebiyle ayrı bir yazıyla yayınlayacağım. İşin komik ve biraz da acı yanı, tam da Srebrenica yıldönümü gününde ne tüneli, ne mezarlığı, ne de savaş müzesini görerek gitmiş olmamız. Gönül isterdi ki daha bol vaktimiz olsun. Bir de Aliya İzzetbegoviç mezarı’nı unutmamak gerek. Sizin de yolunuz Saraybosna’ya düşerse bu önemli noktaları atlamamamızı dilerim.

Savaşsız ve yalansız yarınlar diliyorum. Sevgiler, saygılar…
Ufuk Erdal

Content Protection by DMCA.com

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın