İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Kintsugi: Köklü bir Japon Geleneği

Content Protection by DMCA.com

Geleneksel Japon sanatlarından biri olan Kintsugi ya da diğer adıyla Kintsukuroi, kırılan çömlek ve benzeri eşyaların reçine ile karıştırılmış toz altın, gümüş ya da platin ile onarılması işlemine deniyor. Japonları az da olsa tanıyorsanız, bu sanatın bir hikayesi ya da bir felsefesi olduğunu siz de tahmin edersiniz.

Eğer bir hikayeyi derinlemesine öğrenmek istiyorsanız, mutlaka kökeniyle başlamasınız. Gelin bu sanatın nasıl ortaya çıktığını ve nasıl bir felsefesi olduğunu adım adım inceleyelim.

Bir Kintsugi örneği

Lak ağacının ilkel kullanımının, özellikle şimdiki Japonya’nın bulunduğu ada coğrafyasında M.Ö. 5000 yılına kadar uzandığını biliyoruz. Bir çeşit vernikleme tekniği olarak da bilinen lak tekniğinin gelişimi Japon zanaatkarlar vasıtası ile gerçekleşti. Ve şimdiki Çin ve Kore’nin bulunduğu coğrafyanın bu gelişime katkısı da yadsınamaz.

Maki-e Tekniği

Altın ya da gümüş tozunun bir fırça yardımı ile süsleme aracı olarak kullanılması ise maki-e tekniği olarak biliniyor. Bu tekniğin ilk örneğini günümüze kadar ulaşmış Kara-tachi kılıcının kılıfındaki süslemelerde görüyoruz. Kakma tekniği ve gümüş dolgu işleminin uygulandığı bu ilk örnek, halen Japonya, Nara’daki Shōsō-in müze evinde sergileniyor. 

Nasa Ulusal Müzesinde sergilenen Kara-Tachi kılıcının süslemeleri

Maki-e, bir teknik olarak 794-1185 yılları arasındaki Heian döneminde geliştirilmiş ve 1603-1868 yılları arasındaki Edo döneminde çiçek açmış. Maki-e objeleri başlarda soylulara mahsus eşyalarmış. Kraliyet aileleri ve askeri liderler için bir güç sembolü ifadesiymiş. Zaman geçtikçe popülerlik kazanmış ve yaygınlaşmış.

Günümüzdeki maki-e sanatçıları farklı renk ve dokular üretebilmek için altın, gümüş, bakır, pirinç, kurşun, alüminyum, platin ve kalay alaşımları gibi çeşitli metal tozlarını kullanırlar. Bir maki-e eseri üretmek, son derece incelikli bir işçilik gerektirdiğinden genç sanatçılar bu yeteneklerini geliştirebilmek için uzun yıllar süren bir eğitim sürecinden geçerler.

19 yüzyıl Japonya’sından bir Maki-e örneği

Tarih sürecinde Maki-e tekniği, Lak tekniği ile birleşerek asıl konumuz olan Kintsugi tekniğini meydana getirmiş. Bir teoriye göre, 15.yüzyıl’da bir askeri lider olan Ashikaga Yoshimasa, hasarlı bir çay kasesini tamir ettirmek üzere üretildiği Çin’e yollamasıyla ortaya çıkmış. Kase çirkin metal kelepçeler ile birleştirilerek geri getirilmiş. Ve bu kelepçelerin keçiboynuzuna benzemesi nedeniyle, kasenin adına “Bakōhan” adı verilmiş. Onarımdaki estetik yoksunluğu ise Japon ustaları yeni arayışlara itmiş.

Bakōhan, Tokyo Ulusal Müzesi

Buradaki önemli nokta ise şu: çirkinlik bir ilham kaynağıydı ve bilindiği üzere Zen öğretisi de kırılmış olandaki güzelliğe vurgu yapıyordu. “Seppō” isimli Raku çay kasesinin 1558-1637 yılları arasında yaşamış Hon’ami Kōetsu tarafından üretildiği söylenir. Bu kaptaki çatlaklar cila ile doldurulmuş ve kurumadan önce üzerine altın tozu serpilmiş.

Seppō, Hatakeyama Güzel Sanatlar Anıt Müzesi

Bir çay kasesisin kırık ve çatlaklarını cila ile bağlama tekniği halen yaygın olarak kullanılmakta ve tamir edilen nesneye estetik bir değer kazandırmaktadır. Burada altının yapay bir uygulaması olan beyazımsı sır kullanılmış. Hon’ami Kōetsu’nun kullandığı beyaz sır, aşağı doğru akan bir kara benzetilmiş ve onarılan kısmın eriyen kardan akan suyu temsil ettiği fikri ortaya çıkmış.

1727 yılındaki bir kayıt da, Shumi adını verdikleri bir çay kasesi ise ile ilgili. Zamanının en iyi askeri lideri olan Furuta Oribe’nin de ustası olan Sen no Rikyū, kendine ait bir Kore çay kasesini dört parçaya ayırarak, şimdiki 14.8 cm çapına küçülterek kırmızı lak ile birleştirmiş.


Shumi, Mitsui Bunko Vakfı

Bir felsefe olarak Kintsugi’nin, kusurlu olanı kucaklayan wabi-sabi felsefesi ile benzerliklere sahip olduğu söylenebilir. Japon estetiği, bir nesnenin kullanımıyla oluşan aşınma izlerine büyük değer verir. Bu, bir nesneyi kırıldıktan sonra hizmetini sona erdirmek yerine, ona; varlığını sürdürürken geçmişte yaşadığı izleri taşıyan, hatırlayan ve bu izlerden dersler çıkaran bir kimlik kazandırır. 

Burada yine Japonların “mushin” felsefesi ile bağlantı kurulabilir. Bu da bize değişimin kabulünü ve kaderin insan yaşamının bir parçası olduğunu hatırlatır. Değişen koşullar karşısında ayakta durabilmek, zayıf yönlerimizi güçlendirmek, zaman içinde aldığımız darbelere karşı bir varoluş estetiği geliştirmek, şefkatli bir duyarlılık ve belli bir ana kadar bizim parçamız olmayan şeylerle özdeşleşebilmek…

Urban Dictionary: Wabi Sabi
Wabi-Sabi

Eskimemiş olsa bile sırf modası geçtiği için yenilenen eşyalarla çevrelenmiş bir tüketim kültürünün içinde yaşıyoruz. Kusursuzluk açlığıyla yanıp tutuşan bizlere ilham olmalı Kintsugi. Hasarlı ve eskimiş seramiklere yeniden hayat vermek, spiritual bir yaklaşımla yüksek bir değer kazanıyor. Günümüzün reklam politikaları da kusursuz olanı vaat etmekte. Bizim kusursuzu arama eğilimimizden faydalandıkları bir düzenin içinde var olmaya çabalıyoruz. Peki kusursuzluk mümkün mü?

Evrenin Kusursuzluğu

Evrendeki herşey fizik yasalarına bağlıdır. Güneş sistemi de dahil neye bakarsak bakalım bir düzen içinde işlediğini görürüz. Bu sebeple kusursuz olanı aramak da bize son derece mantıklı görünür. Ancak evren ilk zamanlarda, şimdiki bildiğimiz halinde değildi. Bundan 9 milyar yıl önce güneş sistemimizden bir iz bile yoktu.

It Is Highly Unlikely That Any of This Exists: On the Origins of ...
Evren kusursuz mudur?

Fizik yasalarına göre hiçbir şey düzenli kalamaz. Her şey eninde sonunda düzensizlikten nasibini alacaktır.  Güneş sistemimiz son birkaç yüz milyon yıldır dinginlik içinde olsa da, güneşimiz zaman içerisinde söndüğünde, sistem de düzensizliğe doğru akacaktır. Kısaca “kusursuz” gibi görünen bu sistem, yeterince beklendiğinde düzenini yitirip gidecek ve kaosa sürüklenecektir. İşte bu yüzden kusursuzluk kavramı, oldukça hatalıdır.

Marine memory vessels
Bouke de Viries’in 2016 yılında Ron Mandes Galerisi’nde sergilenen bir üretimi

Bir Japon felsefesi olan Wabi-sabi öğretisi, bize kusursuzu aramakla vakit kaybettiğimizi söyler. Kusursuz olan yoktur. Kusursuzluğu, kusurlu olanda aramalıyız. Wabi-sabi öğretisi insana, kabullenmeyi öğretir. Mutluluk da buradan doğar. Hiçbir şey sonsuz değildir, hiçbir şey bitmemiştir ve hiçbir şey kusursuz değildir. Wabi-sabi felsefesi Japonların neredeyse bütün sanat alanlarında yer bulmuştur. 

Kintsugi, The Japanese Art of Mending Broken Ceramics with Gold ...

Zen öğretisi ile birlikte yüzyıllar boyunca süregelen bir armüman gelişti. Ve zarar görmüş saksılar, kaplar ve çanaklar atılması gereken birer nesne olmaktan çıktılar. Saygımızı ve dikkatimizi çekmeye devam ettiler. Kelime anlamı olarak da altınla birleştirmek anlamına gelen kintsugi, kusurları vurgulamak üzerine kurulan bir sanat olarak varlığını sürdürüyor. Modern kintsugi sanatçıları yıkım, onarım, sentez ve iyileştirme fikrini analiz etmek için bu eski tekniği kullanmaya devam ediyorlar.

Tomomi Kamoshita’nin Kintsugi üretimlerinden bir örnek
Yee Sookyung’un bir Kintsugi üretimi
Elisa Sheehan’ın yumurta kabuğundan bir üretimi
Sussman_kintuskuroi_Drain.jpg
Rachel Sussman’ın bir üretimi
Tatiane Freitas’ın Sandalye serisinden bir örnek

Kintsugi, küresel anlamda sanat çevrelerinde bir dönem görmezden gelinmiş olsa da, günümüzde Smithsonian’daki Freer Galerisi’nde, Metropolitan Sanat Müzesi’nde, Herbert S.John Sanat Müzesi’ndeki sergilerde kendine yer bulmuş.

Hayatı ve doğruları ararken, kusurlarımızı da severek iyileşmek dileğiyle.

Ufuk Erdal.

Content Protection by DMCA.com

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın