İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Otobüsle Sofya Seyahati

Content Protection by DMCA.com

Sofya (Gezegenden Notlar) – Üç hafta öncesine kadar aklımızda yoktu Sofya. Karar ani, heyecan yüksek. Otobüsle gidilecek. Biletler alınsın, rezervasyonlar yapılsın ve yola çıkılsın. Yolculuğumuz İstanbul’dan aktarmasız yaklaşık sekiz saat sürüyor ve sorunsuzca ulaşıp otelimize yerleşiyoruz. (Not: sınır kapısı yoğun olduğu zamanlarda bu süre oldukça uzayabilir.)

Önümüzdeki kısıtlı vakti akıllıca değerlendirmek adına otelden çıkmadan bir rehber harita ve şehir turlarını içeren broşürlerden birer tane alıyoruz ve vakit henüz erken olduğundan tur saatlerinden evvel şehri dolaşmaya karar veriyoruz.

Elimizde harita, ilk rotamızı otele en yakın yer olan Ulusal Kültür Sarayı‘na (Национален дворец на културата, NDK) çeviriyoruz. Niyetimiz öncelikle tarihi binaları ve mimariye dair güzellikleri keşfetmek olduğundan 1981 yılında hizmete açılan ve modern mimariyle inşa edilmiş bu yapıyı hızlıca geçiyoruz. Bina şehrin güneyindeki park alanında bulunuyor. Zamanı kısıtlı olmayan gezginler, Güneydoğu Avrupa’nın çok fonksiyonlu en büyük konferans ve fuar merkezi olan bu sarayı atlamayabilirler.

Pusulamızı tekrar geldiğimiz istikamete çeviriyoruz. NDK’nın bulunduğu güney parkından Vitosha Bulvarı‘nı (булевард Витоша, “Витошка”) keyfimizce yürüyerek şehrin göbeğindeki Aziz Nedelya Meydanı’na doğru ilerliyoruz. Bulvar, hem halkın hem de turistlerin alışveriş ve gezinti için seçtikleri gözde mekanlardan. Burada küresel markaları barındıran mağazalar, kafeler, barlar, fırın ve mini marketler bulunuyor. Alışveriş için biçilmiş kaftan. Sofya’nın geneline baktığınızda bu bulvardaki ürünler nistepen daha pahalı. Seçim size kalmış.

Bulvarın sonunda sol tarafta Sofya Adalet Mahkemesi (Съдебна палата) bizi karşılıyor. Biçimsel anlamda yalın ve anıtsal bir yapısı olan adalet binasının ön cephesi iki aslan heykeliyle görselleştirilmiş. On iki sütun ve beş kapısıyla dikkat çeken bu yapının inşası 1940 yılında tamamlanmış.

Adalet binasının karşısında ise Aziz Nedelya Kilisesi (църква “Света Неделя”) bulunuyor. Çağlar boyunca yıkıma uğrayıp tekrar tekrar yapılmış bir ortaçağ kilisesi. Vasilyov-Tsolov tarafından dizayn edilmiş. Birkaç adım sonrasında sağ tarafta Nezavisimort Meydanı sol tarafta ise yolun karşısında St.Sofia heykeli bulunuyor. Bu heykel 2000 yılında yapılmış ve bir zamanlar Lenin heykelinin bulunduğu noktada yer alıyor.

Vitosha Bulvarından sonra Nezavisimost Meydanı’na dönmeden yol boyunca Maria Louiza Bulvarına doğru ilerlerlediğimizde sağ tarafta Banyabaşı Camii (Баня Баши джамия) ile karşılaşıyoruz. Osmanlı döneminde inşa edilmiş. Avrupa’nın en eski camilerinden. Tasarımcısı Mimar Sinan. Halen ibadete açık.

Caminin karşısında ise kapalı bir pazar yeri olan Central Sofia Market Hall (Централни софийски хали) bulunuyor. 1911 yılından beri faaliyette. Mimar Naum Torbov tarafından tasarlanmış. Yaklaşık 1000 çalışanıyla halen hizmette. Üç katlı olan binada gıda tezgahları; çeşitli dükkanlar; giyim, aksesuar ve takı mağazaları ve fast food tezgahlarına rastlayabilirsiniz.

Pazar binasının arkasında Sofya Sinagogu (Софийска синагога)’na rastlıyoruz. Avrupa’nın üçüncü, güneydoğu Avrupa’nınsa en büyük sinagogudur. 1909 yılında Bulgar Çarı Ferdinand ile açılışı yapılmış. Eğer daha önce Viyana’da bulunduysanız ya da internet araştırmalarınızın içeriğinde mevcutsa Leopoldstädter Tempel ile benzerlik gösterdiğini farkedebilirsiniz. Yapı Avusturyalı mimar Friedrich Grünanger’in bir eseri. Dönemin Sefarad yahudilerinin ihtiyacı doğrultusunda yapılmış.

Nezavisimost Meydanı‘na (diğer adıyla Largo, Ларго) dönelim. Meydanı çevreleyen heybetli üç yapının ortasında kendimizi karınca misali küçülmüş hissediyoruz. Bu üç Sosyalist Klasiszm yapısı 1950’lerde tasarlanmış ve inşa edilmiş. Sırtımızı St.Sofia heykeline verdiğimizde sol tarafımızdaki bina President’s Office, solumuz Bulgar dilinde TZUM (ЦУМ, Централен универсален магазин) olarak anılan bir alışveriş merkezi. Tam karşımızdaki yapı ise Parti Binası olarak biliniyor.

Parti binasının sağından düz ilerlemeye devam ettiğimizde artık Osvoboditel Bulvarı’na girmiş bulunuyoruz. Sağ tarafta Arkeoloji ve hemen sol tarafta Etnoğrafya Müzesi vakti olan gezginler için iyi iki seçenek.

Bulvarda ilerlemeye devam ettiğimizde sol tarafta bir Rus Kilisesi‘ne (църква “Св. Николай Чудотворец”) rastlıyoruz. Yeşil tonları ve altın rengi kubbeli çatısı göz alıcı. Pek büyük olmasa da işlemeleri ve farklı mimarisiyle gözlerimiz bayram ediyor. Bir ortodoks kilisesi. 1914 yılında inşa edilmiş. Aslında Rus kuvvetlerinin Osmanlı birliklerini bastırması sonucu 1882’de yıkılan Saray Camii üzerinde yapılmış.

Rus Kilisesi

Yürüdükçe anlıyoruz ki, Sofia gezmek için güzel ancak çabuk bitecek bir şehir. Artık asıl görmek istetiğimiz büyük Aleksander Nevski Katedrali‘ne ulaşmış bulunuyoruz. Neo-bizans mimarisinde bir ortodoks katedrali. Bulgaristan Patriği’ne ev sahipliği yapıyor. Kentin simgesi durumunda. Belgrad’daki Aziz Sava Katedrali’nden sonra Balkanlardaki en büyük ikinci katedral. Aynı anda onbin kişiyi alabilecek kapasitede. 1912 yılından beri hizmette.

Katedralden itibaren yürümeye devam ettiğimizde artık Sofia Üniversitesi (Софийски университет)’ne varıyoruz. 1988’de kurulmuş ve Bulgaristan’ın en önemli üniversitesi. Binanın inşası 1924-1934 yılları arasında tamamlanmış. Onbeş fakültesi bulunan bir kuruluş.

Kalan vaktimizi Sofya sokaklarında gönlümüzde dolaşarak harcayabiliriz. Günü güzel bir fransız restoranında sonlandırarak şehir turlarına katılmak üzere sabah yeniden sokağa çıkıyoruz. (Not: seçtiğimiz restoran lezzet ve servis konusunda memnuniyet verici. Bilgi için: http://www.bistrotletranger.com/)

Görülmesi gereken diğer mekanlar: Ulusal Tiyatro Binası, Opera Binası…

Şehir turlarına göz gezdirirken uğranacak birçok noktayı tamamladığımız farkedip, daha eğlenceli bir seçenek olan Balkan Bites Tour’da karar kılıyoruz. Tur’un içeriği adından da anlaşılacağı üzere “Balkan Lezzetleri”. Broşür’de belirtilen başlangıç noktası Rus Kilisesinin karşısındaki park. Saatinde orada bulunup, ücretsiz olan tura katılıyoruz.

Gezmek ve tatmak bir yana, yeni insanlarla tanışmak ve vakit geçirmenin tadı bir başka oluyor. Eğer yolunuz Sofya’ya düşerse Balkan Lezzetleri Turuna katılmadan ayrılmayın derim.

Saygılar, sevgiler…

Ufuk Erdal

Content Protection by DMCA.com

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın