İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Şapkaların İzinde Türk Tarihi

Content Protection by DMCA.com

Orta Asya’dan Selçuklu’ya, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e… Şapka, Türk coğrafyasında hangi rollere büründü? Türk toplum kültüründe şapkanın yeri neydi?

Sakarya (Gezegenden Notlar) – Anadan üryan doğuyoruz. Fakat; doğa koşulları, sosyal ve kültürel olguların zihinlerimizi meşgul etmesi gibi nedenlerle, hayatımıza giyinik olarak devam ediyoruz. Statülerimizi temsil etme kaygısı da buna dahil. Şapkanın rolü, tüm bu kültür mozaiğinde oldukça önem arz ediyor. Canlıların çıplak doğmasını, bebek masumiyetinin insanoğluna hatırlatılması olarak görürüm. İngiliz filozof John Locke’ın “tabula rasa” yani “insan zihninin boş bir levha olduğu ve tecrübelerle sıfırdan inşa edileceği” fikri, bu görüşümde bana rehber olmuştur.

İlk zamanlarda, insanlığın elinde şimdiki kadar imkan yoktu. Çünkü insanoğlu, yalnızca kendisine yarar getirecek icatlar yapmakla meşguldü. Zaten aksini söyleseydim, bu tamamen hayal dünyamın bir ürünü olacaktı. Kısacası dünyada fakirlik hüküm sürüyordu. Ve insanlar bundan dolayı inancını ve statüsünü belirleyecek kıyafetlere sahip değillerdi. Fakirlik işte, kahrolsun!

Çağlar boyu geleneklerinden vazgeçmeyen Kırgız kadınları

Peki biz n’aptık? Sahip olduğumuz kıyafetlerle hava atmak, farklı olduğumuzu ilan etmek gibi sebeplerle, şapkaların çeşidine çeşit kattık efendim. Ben de bu bilgiler ışığında, şapkayı hem bir olgu, hem de bir meta olarak değerlendirmek istiyorum.

Orta Asya’da Şapka Kullanımı

Orta Asya’nın geniş düzlüklerinde göçebe hayatını benimseyen Türklerle ilgili bilgilere, tarihçilerin arşiv ve saha çalışmaları sonucunda ulaşmak mümkün. Bu bilgilere göre Türkler; konar-göçer hayat tarzının bir neticesi olarak, av kültürünü geliştirmiş ve dolayısıyla şapka üretiminde deri kullanımını yoğun olarak tercih etmişler. Bozkır özelliğindeki bu coğrafyada, deri şapkalar hayvan kürkleriyle desteklenmiş. Bu şapkalara günümüzde börk ve kalpak diyoruz.

Kırgızlar günümüzde eski gelenekleri devam ettirmekteler

Börk

Orta Asya Türklerinin kullandığı şapkalar günümüzde “börk” olarak biliniyor. İlk börkler, hayvan postuyla birlikle çeşitli hayvan derilerinin işlenmesiyle elde edilmiş. Fakat keçeden yapılan börkleri de görmek mümkün. Börk ayrıca, İran ve Anadolu’da yaşayan Türkmen topluluklarla, Selçuklu ve Osmanlı ordularında kullanılmış.

Şapkaları ile Engin Altan Düzyatan ve figüranlar, Diriliş Ertuğrul dizi setinden bir görünüş

Kalpak

Kalpak, sözlükte ters döndürülmüş kesik koni şeklinde bir başlık olarak tanımlanıyor. İmal edilirken kürk, kumaş ve deri kullanılmış. Genellikle Türkiye, Kafkasya, İran, Rusya ve Orta Asya ülkelerinde çok yaygınmış. Kalpakların boyca daha uzun üretilmesiyle börklerden ayrıldığını ayrıca belirtmem gerek.

Osmanlı Devletinde Şapka Kullanımı

Osmanlı Devleti’nin kuruluş döneminde kılık, kıyafet ve şapka kullanımı irdelersek, Selçuklu Devleti’ni de bu sürece katmalıyız. Bu bir zorunluluktur. Sebebine gelince… Osmanlı Devleti’nin ilk zamanlarında Selçuklu’nun sosyokültürel egemen olması büyük bir etken. Osmanlı hanedanı ve kurumlarındaki kılık ve kıyafet, bu bağlamda Selçuklu Devleti’yle paralellik gösteriyor. Öyle ki; bu açıklamayı sadece Osmanlı Devleti için değil, Anadolu beylikler sistemi için de kabul edebilirsiniz. Ek bilgi olarak belirtmek isterim: ilk padişah Osman Gazi de kırmızı çuhadan (bir tip kumaş) bir börk giymekteymiş.

Belinde kılıcıyla Osman Gazi

Osmanlı Devleti’nin büyüyerek bir imparatorluk haline gelmesi sürecinde; saraydan başlayarak halka sirayet eden kılık, kıyafet ve şapka modelleri de büyük oranda değişime uğramış. Bu periyotta çeşitliliği de bu değişimden nasibini almış.

“Fes Başıma, Fes Başıma Püskülü Ben Olayım!”

Söz konusu Osmanlı Devletinde şapka kullanımı olunca fesleri atlamak olmaz. Osmanlı’daki kozmopolit yapının yaşam stilini de etkilediğinden bahsetmiştim. Avrupa giyim tarzına eğilim II.Mahmut dönemiyle yaygınlaşmaya başlamış. Fesin yaygınlaşması da aynı döneme rastlıyor. Elbette saray tercihlerinin toplumu etkilemesi kaçınılmaz olacağından, zaman içinde fes kullanımı artmış, tüm ülkeye yayılarak devletinin sembollerinden biri olmasına vesile olmuş.

Kemal Sunal ve Halit Akçatepe, Süt Kardeşler (1976)

Fes denilince benim aklıma Süt Kardeşler filmi geliyor. Kemal Sunal’ın Halit Akçatepe ile başrollerini paylaştığı bu filmde; Şener Şen, Kemal Sunal’a “Fesin nerede senin!” diye soruyor. Kemal Sunal’ın “Başımda… aaa, yok! Aaa yerde! Fes başıma, fes Başıma püskülü ben olayım.” repliğini unutmak mümkün mü? Bu vesile ile aramızdan ayrılan ve hayatımıza tat katan Yeşilçam Sineması’nın emektar oyuncularını yad ediyorum.

Yaşmak giyen bir kadın

Yaşmak

Yaşmak; her türlü ince kumaştan iki parça olarak üretilen ince örtü anlamına geliyor. Yaşmak, kadınların dini anlamda örtünme ibadetlerini yerine getirdikleri bir örtü olarak da karşımıza çıkıyor. Kapalı ve açık olmak üzere iki şekilde bağlanıyor. Kapalı bağlandığında kadınların sadece gözleri açıkta kalıyor. Açık bağlama yönteminde ise giyenin yüzü görünecek şekilde kullanılıyor. Osmanlı’da çarşaf kullanımı artınca, yaşmak kullanımı büyük oranda azalmış.

Kavuk ve Sarık

Selçuklu ve Osmanlı Devletinde yoğun olarak kullanılmış. Kavuklar, takan kişi için sosyal statünün vücut bulmuş bir sembolüdür. Kavuk, pamuktan yapılan ve üzerine sarık sarılan basit bir şapka. Kavuğu değerli kılan, üzerindeki sarığın büyüklüğüyle birlikte, kullanılan işlemeler, değerli takılar ve renklerin izinde temsil ettiği statüdür. Osmanlı Dönemi’nden günümüze ulaşan birçok mezarda, mezar taşı işlemesi olarak sarık motifi kullanılmış. Bu eylemi semavi din anlayışına sahip kişilerin mezarlarında rastlamak bana oldukça ilginç geliyor.

Osmanlı’da mezar taşları, ölen kişinin statüsünü temsil ederdi.

Saraylarda yaşamış veya toplum standartlarının üzerinde hayatlarını sürdüren yüksek eğitimli bu kişilerin, şapka gibi basit materyallere bu denli anlam yüklemesi… Üstelik yaşadıkları zamanda maddesel zevklere rahatlıkla erişebilmiş olmalarına rağmen böyle bir arzu içinde olmaları… sizleri de bu konu hakkında düşünmeye sevk etmiyor mu? Benim için bu olgu, çalışmalarımı yaparken insan içgüdülerinin ne kadar önem arz ettiğini ve insan faktörünü her zaman göz önünde tutmam gerektiğini hatırlatan önemli bir etken.

Kel Hasan Efendi’nin Kavuğu

Günümüzde belki de en değerli kavuk, orta oyununun üstadı meddah Kel Hasan Efendi’nin kavuğu. Korkarım ki bu gidişle kavuğun hikayesi, kavuğun kendisinden daha değerli olacak. Kel Hasan Efendi’nin kavuğunun nesiller boyunca korunması, geleneksel Türk tiyatrosunun da nesiller boyunca korunacağı anlamına geliyor. Bu nedenledir ki, kavuk sahibi kavuğunu layık gördüğü bir meslektaşına vermeli.

Perihan Altındağ Sözeri ve İsmail Dümbüllü, Sihirli Define (1950)

Bu döngü, Kel Hasan Efendi’nin kavuğu İsmail Dümbüllü’ye devretmesiyle başlıyor. İsmail Dümbüllü ise Münir Özkul’a devretmiş. Aslında böyle bir devretme zorunluluğu yok. Bu nedenledir ki, sahibinin kavuğu devredip devretmeyeceği hep merak konusu oluyor.

Ferhan Şensoy, kavuğu Rahim Öztekin’e devrederken…

Münir Özkul kavuğu Ferhan Şensoy’a devretmekte herhangi bir sakınca bulmuyor. Şensoy’dan kavuğun malumatıyla ilgili uzun bir süre ses soluk çıkmayınca, herkesi bir merak sarıyor. Böylece Şensoy, sektörde yeni isimlerin tiyatro sahnesine uzak kalmasına sitem ederek kavuğu Rasim Öztekin’e devrediyor. Bir bez parçasını kim kime devrederse devretsin diyebilirsiniz. Ama söz konusu tiyatro olunca işler biraz değişiyor. Ben, kültürün ileri nesillere aktarılmasında tiyatrodan daha kaliteli ve daha keyifli bir alan göremiyorum. Türkiye’de tiyatro yapan sanatçıların konuyla ilgili yaklaşımlarını görmek isteyenler, kavuğun teslim törenini ayrıca izleyebilirler.

Cumhuriyet Dönemi Şapka Kanunu

Osmanlı Devletinin çöküşü, yine bu topraklarda Türk halkının verdiği destansı mücadeleyle sonunda Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla neticelendi. Bu yeni yönetim şekli, yeni düşünce ve yeni yaşayış tarzına ihtiyaç duyuyordu. Dünya hiç olmadığı kadar hızlı bir değişim içerisindeydi. Bu değişime direnmek Mustafa Kemal Atatürk’ün zihninde yer bulmamıştı. Bu nedenledir ki şapka kanunu çıkartıldı. Adı kanundu, fakat devrim niteliğindeydi. Şapka kanunuyla ilgili Atatürk’ün halka hitabet etmişliği de bulunuyor.

Mustafa Kemal Atatürk

Atatürk’ün şapka kanunun çıkartılmasından sonra İnebolu’da söylediği sözleri hatırlayalım: “ Bu serpuşun adına şapka derler. Redingot gibi… bonjur, smokin gibi… İşte şapkanız! Buna caiz değil diyenler vardır. Onlara diyeyim ki; ‘çok gafilsiniz ve çok cahilsiniz’ ve onlara sormak isterim: ‘Yunan serpuşu olan fesi giymek câiz olur da, şapkayı giymek neden olmaz’ ve yine onlara, bütün millete hatırlatmak isterim ki ‘Bizans papazlarının ve Yahudi hahamlarının kisve-i mahsusasın olan cübbeyi ne vakit, ne için ve nasıl giydiler!’ ”

Atatürk, kalpak kullanımına önem verirdi. Kalpak, Eski Türk kültüründen gelir.

Şapka kanunu halkın tamamına bir anda sirayet etmese bile, zamanla yoğun olarak modern şapkaların kullanılmaya başlandığını görüyoruz. Bu arada; ben Atatürk’ün askeri üniformalı fotoğrafındaki kara kalpağı kendisine çok yakıştırıyorum.

Günümüzde Şapka Kullanımı

Şapkayı doğa koşulları karşısında avantaj sahibi olmak adına icat etmiştik. Eski zamanlardan bu yana, şapkalar çok geniş anlamda kullanılmış olsa bile, çevrenize baktığınızda yaygın olarak kullanılmadığını görürsünüz. Bu durum, şapkaların temel üretim amacının dışında, imajın inşa edilmesi maksadıyla kullanılmasından kaynaklanıyor. Bu imaja ihtiyaç duyan kesimin; toplumun göz önünde olan ve popülarite peşinde kazanımlar hedefleyen kişiler olduğunu ifade etmem gerek.

Süleymen Demirel ve kendisiyle bütünleşen şapkası

Böylece iki zıt eylem biçimini doğmuş oluyor. İlk olarak imaj peşindeki azınlığı takip ve taklit etmek, bir diğeri ise bundan kaçınmak. Bu nedenle belli bir tarzdaki şapkaları kullanmaktan imtina eden veya taktığı şapkalarla övünen kişilere rastlayabiliriz. Amiyane tabirle sade vatandaşımız, şapkayı ilk çağlarda olduğu gibi pragmatik maksatla kullanıyor.

İster köyde olsun isterse şehirde; kasket, yaşça olgun erkeklerin sıkça kullandığı bir şapka türü

Toplumda öne çıkan kişilerin imajları, yine toplum için büyük önem taşıyor. Örnek vermek gerekirse; Türk siyasetinin “baba”sının fötr şapkasıyla “Karaoğlan”ın kasketi, belki de Atatürk’ün ilke ve inkılaplarına bağlılık mesajı vermek için tercih edilmişti. Toplum bu şapkalara öyle bir sahip çıktı ki, “Baba” ve “Karaoğlan”ın sevenleri bu şapkaları kullanmaya başladı. “Binnaz” ile tanıdığımız Ciguli de şapka takardı. Bu şarkıyı da çok sevmişlerdi. Ama sırf şapka taktığı için kimsenin Ciguli’ye benzetilmek istediğini düşünmüyorum.

Bülent Ersoy ve Şapkası

Bülent Ersoy’un şapkaları hakkında ne düşünüyorsunuz? O şapkalar benim zihin dünyamı yoruyor ve diyecek söz bulamıyorum. Bülent Hanım, Türk halkının dikkatini her halükarda çekmiştir efendim. Bu çılgın şapkalar, zurnanın zırt dediği yerdir efendim. Sokakta bu tarzda şapka takanlara herhalde siz de pek rastlamadınız. Şapka konusu bu kadar hassasken, kullanımı konusunda moda tavsiyesi verecek halde değilim. Olur da; vereceğim tavsiyeler ileride farklı anlamlara bürünür, toplumla aram açılır… Korkarım vallahi!

Aman Dikkatli Olun!

Teknolojik gelişmelerin yaşam tarzımıza nüfuz etmesine, sağladığı kolaylıklar nedeniyle ses çıkarmadık. Serdar Ortaç’ın “Bu devirde kimse sultan değil, hükümdar değil” sözlerine inat; elde etmek istediğimiz her ürüne daha az emek harcayarak sahip olabiliyoruz.

Fark yaratmak ve komik olmak arasında, oldukça kalın bir çizgi var.

Satın alma ve sahip olma söz konusu olunca, artık herkes biraz hükümdar. Bu durumun insanlara avantaj sağladığını ben de kabul edebilirim. Fakat markalar, tüketim toplumu oluşturma gayesiyle, gerilla tarzında pazarlamaya kalkışınca şirazemiz kayıyor. Böylece eylemlerimiz de biraz garipleşiyor.

Eşyalarımızı, yeni oyuncağını görünce eskisini unutan çocuklar gibi unutuyoruz. Bu nedenle tek tavsiyem, eğer şapka üzerinden bir imaj kuracaksanız, geçici heveslere kapılmadan kendinizden emin olarak hareket etmenizdir. Şapkanızdan sıkılınca, çıkartıp atabilirsiniz ama imajınızı değiştirmeniz oldukça zor olacaktır.

Fuat Ergin, Amerika menşei rap türünün Türk temsilcilerinden. Şapkasından giyimine tam bir Amerikalı kopyası.

Kısa Bir Not

Unutmayınız ki bu yazı akademik bir çalışmanın neticesinde oluşturulmamıştır. Yanlışlıklar içeriyor olabilir. Beşerdir, şaşar. Sürç-i lisan ettiysek affola! Konuyla ilgili görüşlerinizi paylaşırsanız, memnuniyet duyarım.

Mert Zımba

Content Protection by DMCA.com

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın