İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Slovenya’da Bir Cennet: “Bled”

Content Protection by DMCA.com

Bled (Gezegenden Notlar) – İnternet araştırmalarında keşfettim bu köyü. Elbette Ljubljana da listede yer alıyor, fakat bu seyahatte önceliğimiz Bled.

Ljubljaba Havaalanı (Slovence: Letališče Jožeta Pučnika Ljubljana)’na indiğimizde dikkatimizi ilk çeken nokta, burasının Türk gezginlerin sıkça uğradığı bir durak noktası olmayışı. En azından o gün için 🙂 Elbette tek-tük Türkçe sohbetler duymak hatta eşlik etmek kaçınılmaz. Öyle de oluyor sonuçta. Pasaport kontrolleri sırasında iki Türk’e rastlıyoruz. Fakat çokça oyalanmadan Bled’e varmak gerek. Havaalanı önünden direkt minibuslerle gidiliyor. Önceden rezervasyon gerek ve şansımız var ki rezervasyon yapmadığımız halde yer bulma konusunda yine sıkıntı çekmiyoruz.

Göl’den Bled Kalesi’nin Görünümü

Yaklaşık yarım saatlik yol sonunda otelimize varıp çantalarımızı yerletirdikten sonra üzerimizi değiştirerek keşfe koyuluyoruz. Göle üç dakikalık yürüyüş mesafesinde olan otelden sahile vardığımızda durgun su ve temiz hava tüm yorgunluğumuzu siliyor. Ancak; bizi bekleyen küçük bir tırmanma tecrübesi var. Evet! İlk hedefimiz Bled Kalesi (Slovence: Blejski Grad). Sahilde yürüdüğümüz kısa bir mesafeden sonra, merdivenle yaklaşık on-on beş dakikalık kısa bir tırmanışla tepeye ulaşıyoruz. Küçük bir restoranın da bulunduğu kaleye vardığımızda tadına doyulmaz panoramik göl manzarası karşısında mest oluyoruz. Zaten küçük olan bu köyün henüz tamamını gezmeden kararımı veriyorum: gölün en güzel manzarası burada!

Bled Gölü’nün Kale’den Görünümü

Kalenin tarihi 1004 yılı kadar eskiye dayanıyor (Alman İmparatoru II.Henry’nin, Bled’deki gayrimankulünü Brixen Pikoposu Albuin için vermesi). O dönemde, şimdiki kalenin yerinde, yalnızca bir Romanesk kulenin koruduğu surlar bulunuyormuş. İlk kale 1011 yılında inşa edilmiş, fakat Brixen Piskoposlarının ikameti değilmiş. Ortaçağ döneminde ise kuleler çoğaltılmış ve surlar geliştirilmiş.

Öğle vakti yaklaşmış olduğundan, göl manzarasını rahatça izleyebileceğimiz bir masa seçerek bir şeyler atıştırmaya karar veriyoruz. Bir peynir tabağı ve birer kadeh kırmızı şarap keyfimize keyif katıyor. Sahilden baktığımızda kalenin bulunduğu yüksekliği kestirememiştik; fakat yukarıdan sahilde dolaşan minik noktaları görünce daha net anlayabiliyoruz.  Yaklaşık bir saatimizi burada geçirdikten sonra yeniden kıyıya inerek keşfe devam ediyoruz.

Bled Adası’na Geçerken (Arka Planda Bled Kalesi)

Bled Adası (Slovence: Blejski Otok)’na göl kenarındaki birkaç noktada bulunan sandallarla geçiliyor. Yaklaşık on-on beş kişi alan bu sandallarla karşıya geçerken, bir yandan gölün huzur verici atmosferinin tadını çıkarıyor, bir yandan da çevreyi hayranlıkla izliyoruz. Ada küçük olduğundan gezilecek alan da kısıtlı; yalnızca bir yapı bulunuyor: Hz.Meryem’in Göğe Yükselişi’ne adanmış bir kilise. 17.yy sonlarında inşa edilmiş. 1470 yılında gotik tarzda freskler ve barok süslemelerle zenginleştirilmiş. Kilisenin önünde yine barok stilde yapılmış 99 basamaklı bir merdiven bulunuyor. Yerel geleneklere gore yeni evlenen erkekler mutlu bir evlilik için eşlerini bu basamakların en üstüne kadar kucaklarında taşımalılar. Tabi gelinin sessiz kalması şartıyla. Adada hediyelik eşya satan bir dükkan ve küçük bir restoran da var. Bir saat kadar oyalandıktan sonra, aynı sandalla anakaraya dönüş yapıyoruz.

Köy küçük olduğundan gezilecek yerler birbirine çok yakın ve bu sebeple vakit açısından bir sıkıntımız olmayacak. Üçüncü durağımız Aziz Martin Cemaat Kilisesi (Slovence: Župnijska cerkev svetega Martina). 1903-1905 yılları arasında Neo-gotik stilde, mimar Frederich von Schmidt tarafından inşa edilmiş. İç mimarinin bir kısmı ise Josip Vancaš elinden çıkma.

Aziz Martin Cemaat Kilisesi

Akşam yemek için seçimimiz köyün biraz dışında kalan 1906 Hotel Triglav & Restavracija oluyor. (http://www.hoteltriglavbled.si/sl/restavracija-1906-bled) Uzun uzun yorum yazmayacağım; damak tadına düşkünseniz, göl manzarası eşliğinde huzur dolu bir akşam yemeği için buraya mutlaka uğramalısınız.

Aslına bakarsanız mimari güzellikleri keşfetmeye meraklı gezginler için ikinci planda kalan bir köy. Doğal güzelliğini göz önüne alırsak bu eksiği fazlasıyla kapatıyor Bled. Görsel bir cennet niteliği taşıması sebebiyle turizmin gözdesi olmuş. İşte tam da bu sebeple, ikinci günümüzde Bled Gölü (Blejsko Jezero)’nün çevresinde bir turu tamamlamadan buradan ayrılmak istemiyoruz. Başlıyoruz tabana kuvvet ilerlemeye. Gölün her noktası ayrı güzellikte. Fotoğraflamak için sık sık duraksıyoruz. Adanın sahile en yakın olduğu noktalarsa fotoğraf çekmek için biçilmiş kaftan. Sahil boydan boya yürüyüş yolu: koşu yapanlar, yürüyüşe çıkan yerli halk ve keşfe meraklı turistler yol boyunca karşımıza çıkıyor.

Bled Kalesi ve Aziz Martin Cemaat Kilisesi

Dönüş vakti geliyor fakat yola çıkmadan önce unutmamamız gereken çok önemli bir şey var: Bled Krema Keki!!! (Slovence: kremna rezina, Almanca: cremeschnitte) Reklam panolarında karşımıza çıkıyor. Otobüsümüzün kalkış vaktine bir saat kala, durağa yakın bir kafede deniyoruz bu güzelim keki. E siz de uğramışken denemeden geçmeyin derim.

Otobüs durağında tesadüf eseri havaalanında rastladığımız iki Türk’le yeniden karşılaşıyoruz. Onlar da seyahati seven insanlar. Kısa, ama güzel bir sohbetimiz oluyor. Bu iki güzel insanla tanışmış olmak bizi daha da keyiflendirirken, önce otobüsle Ljubljana, peşinden trenle Zagreb’e doğru yola koyuluyoruz.

25 Nisan 2015
Sevgiyle kalın.
Ufuk Erdal.

Content Protection by DMCA.com

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın