İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Tanrılar Şehri: “Atina”

Content Protection by DMCA.com

Atina (Gezegenden Notlar) – Çocukluğumdan beri müptelası olduğum fantastik dünyanın baş kahramanlarını nihayet ziyaret vakti. Aklımın bir köşesinde her daim varolan bir istekti buraya gelmek. Kitaplarda okuduğum, filmlerde izlediğim ve harış neşir olabildiğim her kaynakta kapısını araladığım mitolojinin başkenti Atina’dayız.

“Elefterios Venizelos Havaalanı”ndan otobüsle Syntagma’ya vardıktan sonra, taksiye atlayıp Evripidou caddesindeki otelimize yerleşiyoruz. Havaalanına adını veren Elefterios Venizelos, 1864-1936 yılları arasında yaşamış bir Yunan devlet adamı. Henüz Osmanlı topraklarındayken Girit’te doğmuş. Girit’in Yunanistan’a katılmasını sağlayan ayaklayı düzenleyen kişi aynı zamanda. I. Dünya Savaşı’ndan sonra Nöyyi ve Sevr Antlaşmaları’yla sağlanan topraklarla, 1918 yılında belirttiği Megali Idea gerçekleşmeyince, İngilizlerin desteğiyle 1920 yılında Türkiye ile savaşa girmiş. 1936 yılında Paris’te hayata veda etmiş.

Atina sokaklarında graffitiler ve duvar sanatlarına sıkça rastlamak mümkün

Akropolis Müzesine uğramadan geçmemeli..!

Sabah ilk işimiz Yeni Akropolis müzesine gitmek oluyor. İsviçre doğumlu mimar Bernard Tschumi tarafından dizayn edilen müze, Akropolis tepesindeki arkeolojik buluntulara ev sahipliği yapıyor. Bina modern mimari ile kazı çalışmalarının üzerinde inşa edilmiş. Akropolis tepesinin yamacında, Dionysíou Areopagítou sokağında bulunan bu müzeye giriş ücreti 5 euro. (Giriş saati ile ilgili bilgiler için tıklayın.) Kazı çalışmaları müzenin zemininde halen devam etmekte. Girişteki cam zemin üzerinden bu çalışmaları görmek mümkün. Üç kattan oluşan binanın ilk katında tepenin yamaçlarından çıkarılan eserler yer alıyor. En üst kat yalnızca Parthenon tapınağının ayrıntılarını içeriyor. Tapınağın çatısında yer alan tüm heykel ve işlemeler sıra ile sergilenmiş. Eğer vaktinizi uzun süre buraya ayacaksanız ikinci ve üçüncü katlar arasında bir de restoran bulunuyor.

Seesighting turların faydası…

Müze gezisinden sonra niyetimiz; kısıtlı vaktimizi iyi değerlendirebilmek adına bir saatlik seesighting otobüs turlarından biriyle şehrin gezilecek noktalarını hızlıca belirlemek. Monastiraki’den kalkışla, gezilecek mekanlara dair bilgileri Türkçe dil seçeneği ile dinleyerek turu tamamlıyoruz. Tur için çeşitli firmalar bulunmakta. Fiyat aralığı 8-25 euro arasında değişiyor. Bulunacağınız vakit yeteri kadar uzunsa, rehber eşliğinde tüm noktaların ayrıntılı olarak gezilebildiği kapsamlı turları da seçebilirsiniz.

Atina

Graffitinin gölgelediği sanat..!

Sokakları dolaştıkça dikkatimiz çeken bir nokta, büyük ve işlek caddelere yakın yerler dışında hemen hemen her yapıda graffiti bulunması oluyor. Üstelik heykeller ve tarihi bazı yapılar da bundan nasibini almış durumda. Şehrin derinlerine, ara sokaklara daldıkça, kirliliğin ve özensizliğin kokusunu almak mümkün. Dikkat ettiğimiz bir diğer nokta ise antik dönemle günümüz arasında -bir zaman kırılması yaşanmışçasına- hiçbir aradönem mimarisine rastlamıyoruz. Atina’ya yola çıkmadan önce hayalini kurduğumuz tarihi şehir portresi, hayal kırıklığı yaşamamıza sebep oluyor. Elbette tarihin çeşitli dönemlerini yansıtan bazı kiliseler ve tek tük yapılar mevcut. Ancak açık ve net olarak söyleyebilirim; Yunanlılar antik dönemin sonlarından itibaren günümüze sanat ve mimari dalında uzun soluklu bir kopukluk yaratmışlar.

Tarihi eserlerin üzerindeki graffitiler (!)

Rakı mı ouzo mu?

Akşam için seçimimiz bir Yunan tavernasından yana. Yunan müziği eşliğinde ouzo’nun da tadına bakarak keyifli bir akşam yemeği yiyoruz. İçerisi pek kalabalık olmasa da bir doğum günü kutlamasına şahit oluyoruz. Mekanın samimi havası hemen kendini gösteriyor. Türk olduğumuzu öğreniyorlar, Karşılıklı kadeh kaldırıyoruz. Ouzo, bizim rakıyla eşdeğer sayılabilecek bir içki. Ancak ouzonun içimi rakıya nazaran daha az acımtırak olduğundan daha keyifli.

Atina

Şehir turundan edindiğimiz izlendim doğrultusunda belirlediğimiz ilk durağımız neoklasik mimari üçlemesi olarak da bilinen Milli Kütüphane, Ulusal ve Kapodistrian Üniversitesi, Atina Akademisi. Kütüphaneye doğal olarak ziyaretçi alınmıyor. Giriş kısmına bir göz atıp mimariyi dışarıdan izliyoruz. Kütüphanenin sağında Üniversite bulunuyor. Akademi ise heykelleri ve işlemeleriyle üçleme içinde en göz dolduran yapı. Ancak mimari açıdan bakıldığında görselliği ve estetiği en yüksek bina elbette kütüphane.

İkinci durak noktamız Zeus Tapınağı. Hükümdar Peisistratos’un emriyle yapımına başlanan bu tapınağın inşası zorlu bir süreçten geçmiş. Tapınağın, günümüze yalnızca 15 sütunu ayakta kalabilmiş. İnşasının tamamlandığı antik dönemde, 104 sütunuyla Parthenon’dan da büyük bir yapı olarak yer almış. Dönemde tapınağın içinde bulunan Zeus ve Hadrian heykelleri günümüze kadar malesef ulaşamamış. Ayrıca; yapının güneybatı cephesinde Hadrian’ı onurlandırmak için yapılmış bir tak da bulunuyor.

Zeus Tapınağı, Atina
Çıkışa yöneldiğimizde şehrin sesleri kayboluyor ve ardımızda kükreyen tek bir sesle irkiliyoruz. “Kimdir benim mekanıma gelip de sokaklarımı beğenmeyen densizler!!! Arkamızı döndüğümüzde şaşırıyoruz. Kimsecikler yok. “Bakınıp durmayın ahmaklar! Karşınızdayım. Lakin göremezsiniz boşa çaba harcamayın. Şehrime hoşgeldiniz. Ne de çok şey beklediniz. Artık benim dönemim bitti, ama gücüm yerinde. Şaşkınlığımız dinmiyor. Tam ağzımı açıp birşey söylemek üzereyken… “Şimşeğimden nasibinizi almak yerine bağışlanmak istiyorsanız, derhal gidin Parthenon’a. Ona ulaşabilmek için asırlardır bekliyorum. Sesimi duyan ilk sizsiniz. Sevgilerimi yollayın Athena’ya. Böylece ben de canınızı bağışlayım. Burada Hadrian’ın çenesini dinlemekten bıktım, usandım. Ağzımız açık boşluğa bakarak dinlerken tapınak yeniden sessizleşiyor. Şehri yeniden duymaya başlıyor ve bembeyaz yüzlerimizle yolumuza devam ediyoruz.

Akropolis

İkinci durağımız Akropolis tepesi. Şehrin hemen heryerinden görülebilen bu tarihi tepeye, Syntagma meydanından yürüyerek 10-15 dakika kadar kısa bir sürede ulaşmak mümkün. Görkemli ve anıtsal Propylaea kapısından Akropolis’e giriyoruz. Antik Yunan’dan günümüze kalan en iyi bilinen yapı Parthenon Tapınağı da burada. Yunan Mimarisinin yaşayan bu en büyük eseri Athena adına yapılmış. Dış cephesinde kullanılan heykeltraşlık Yunan sanatının en yüksek dönemini temsil ediyor. Demokrasinin de simgesi halinen gelen ve “dor” üslubuyla inşa edilen tapınak, adını Athena Partenos heykelinden alır. (Heykel, Fidias tarafından fildişi ve altın kullanılarak yapılmıştır. Bu dev heykel 9 metre yüksekliğinde. Tennessee Centennial Exposition’ın bir parçası olarak A.B.D’nin Tennessee eyaletinde bu heykelle birlikte tapınağın tam boyutlu bir kopyası bulunmakta.)

Akropolis

Akropolis tepesinde bulunan bir diğer yapı: Erechteion Tapınağı. Kral Erechteus ve Cecrops adına inşa edilmiş. Nike Tapınağı da bu tepede bulunuyor. Zafer Tanrısı Nike’ın bu tapınağı kazanılan Pers savaşından sonra inşa edilmiş.

Üzerimizdeki tedirginlik devam ediyor. Parthenon’dayız ve Athena’ya Zeus’un sevgilerini nasıl ileteceğimizi düşünüyoruz. Tapınaktan ayrılmamıza rağmen hiçbir şey gerçekleşmiyor. Aklımızda yer eden diyalog bir hayal ürünü müydü, yoksa Zeus gerçekten bizle mi konuştu bilemiyoruz ve Pireaus’a doğru yola çıkıyoruz.
Parthenon, Akropolis, Atina

Pireaus’ta kısa bir gün…

Pireaus’a metro ve trenle de ulaşım mevcut. 1.20 euro karşılığında biletimizi satın alıp trenle liman kentine ulaşıyoruz. Tarihsel anlamda gezilecek çokça yeri yok. Çevrede bir süre oyalanıp, yemek için uygun bir mekan seçmek üzere dolaşıyoruz. Bir sahil restoranında yine ouzo eşliğinde leziz deniz ürünleriyle keyifleniyoruz. Akşam şehre döndüğümüzde, kısa bir çevre gezisinden sonra rezervasyonunu önceden yaptığımız Aleria restaurantta akşam yemeği için mola veriyoruz. Kaliteli ve ferah bir mekan. Çok kısa bir diyalog eseri bir Atina’lının tavsiyesiyle seçtiğimiz bu restoranda, karşılama ve servisle hoşnut kalıyoruz. Lezzete gelince! Dillere destan… Hem seçtiğimiz ana yemek, hem de tatlılar mutluluğumuzu perçinliyor.

Arkeoloji Müzesi…

Sabah olduğunda, şehir turumuza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Listemizde sıradaki yer Ulusal Arkeoloji Müzesi. Birçok kaynağa göre bu müze, dünyadaki en büyük Eski Yunan Sanatı müzesi olarak niteleniyor. Neolitik dönemden, Roma çağına kadar eserler sergileniyor. En basit çanak çömlekten, altın işlemelere ve ayrıntılı mermer heykellere kadar birçok yelpazeyi barındırıyor. Ayrıca özel saat, antikhera makenizması ve raus mekanizması için ayrı sergi odaları açılmış. Mimari yapının büyüklüğü konusunda bir yorumum olmayacak. Ancak; bana bu gezide eşlik eden değerli arkadaşımın edindiği Antalya gezisi izlenimlerine göre, Antalya Arkeoloji Müzesi bu müzeye kıyasla daha çok eser barındırıyor. Tabi ki, mezopotamdan yayılan medeniyetin ve bir Yunan destanı olan Osyssey’in de çıkış noktasının anadolu toprakları olduğunu düşünürsek, bu oldukça doğal bir sonuç.

Arkeoloji Müzesi, Atina

Artık alışveriş vakti! Atina’ya gelip Olympos’un on iki tanrısından en az birinin temasını işleyen küçük heykel, tablo, hediyelik eşya, magnet ya da mug almadan ayrılmamalı. Her keseye uygun birçok seçenek var. Dükkanlardan birine karabatak misali dalıyoruz. Dükkanın alt katı mermer ve diğer materyallerden çeşitli boylarda heykelciklerle dolu. Sonunda iki hediye seçiyorum: “Denizler Tanrısı: Poseidon ve Yeraltı Tanrısı: Hades”

Arkeoloji Müzesi, Atina
Mağaza çıkışında bir kadın sesiyle yolumuzdan alıkonuluyoruz. Hemen anlıyorum, Athena’nın vakti geldi. “Durun gezginler! Korkmayın.” Sesin nereden geldiğini anlayamadan devam ediyor konuşmaya. “Hera kadar güzel değilim elbet! Fakat göklerin ve şimşeklerin efendisinin haberini artık alabiliyorum sayenizde. Buraya kadar geldiğiniz için teşekkür ederim. Sanata olan saygınız sayesinde artık ben de mes’udum. Lakin, açıkça görülüyor ki sizin de gitme vaktiniz gelmiş. Yolunuz açık olsun gezginler!”

Bir de Agora müzesi ve Hephaistos Tapınağı’nı gezilecek noktalar arasına eklemek gerek. Vaktiniz olursa buralara da uğramadan geçmeyin.

Agora, Atina

Havaalanından itibaren yaklaşık bir buçuk saatlik yurda dönüş yolunda, yaşadığımız keyifli anların mutluluğunu yüzümüzde taşıyarak, sonunda İstanbul semalarına ulaşıyoruz.

Mutlu günler…
Ufuk Erdal

Content Protection by DMCA.com

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın