İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Tarihe Yazılan Bir Kara Leke: “Çernobil”

Content Protection by DMCA.com

1986 yılının en vahim olayı. Küresel bir felaket. Etkisi yıllar süren, hastalıklara yol açan, toprak ve ürünleri zehirleyen bir radyasyon yayılımı. Çernobil Felâketi hakkında ne kadar şey biliyoruz?

Sakarya (Gezegenden Notlar) – İki kutuplu dünya düzeni, bu siyasi mıknatısın iki ucundan biri olan Sovyetler Birliği’ni (S.S.C.B.) baskı altına sokmuştu. Çernobil Nükleer Enerji Santrali de bu düşünce etrafında inşa edildi. Santral, yalnızca enerji üretimine değil, nükleer silah üretimine de büyük katkı sağlıyordu. Ve bu kutuplaşma içinde Sovyet Rusyası’nın gücünü temsil etmesiyle büyük bir öneme sahipti.

Pripyat Tabelası

Önce, nükleer santrallerin gelecekteki çalışanları için Pripyat adında küçük bir kasaba inşa edildi. Burası 9 adet “atom kasabası”ndan yalnızca biriydi. Ve inşa edildiği Mart 1970 tarihinden itibaren, neredeyse iki yıl boyunca Kiev’deki bilim adamları arasında büyük tartışmaya neden oldu.

Çernobil başmühendis yardımcısı Grigoriy Medvedev, basınçlı su reaktörlerinin (PWR) inşasını öneriyordu. Ukrayna Enerji Bakanı’nın söylemlerine göre kaynar su reaktörleri (RBMK), basınçlı su reaktörlerinden 40 kat daha fazla radyasyon yayıyordu. Fakat, Alekzandrov bütün görüşlerin aksine RBMK’ların yalnızca güvenli olduğunu değil, aynı zamanda ucuz üretim sağladığını da savunuyordu. Bu nedenle RBMK yapımında karar kılındı. Fakat bizim bu tesisin açılışından ziyade, etkileri küresel olan felâketin kendisine odaklamamız son derece normal.

Çernobil’in 1 Mayıs 1986’da gerçekleşecek açılışı için hazırlanan bir eğlence parkı. (Hiçbir zaman açılamadı)

Dört reaktörden ilki 1977, ikincisi 1978’de faaliyete girmiş. KGB’nin verdiği bilgilere göre ikinci ünitenin inşasında tasarım sapmaları ve montaj ihlalleri yaşanmış. Santral, 1979 yılının Nisan ayında, ilk 10 milyar kilowatt/saat’lik elektriğini üretmiş. Fakat, 1982 yılında bir numaralı reaktörde bir çekirdek erimesi tespit edilmiş. Buna rağmen onarılarak aylar içinde yeniden faaliyete geçirilmiş. Dördüncü ünite ise 1983’de işleme sokulmuş. Hatta bu haberin verildiği 22 Aralık günü enerji sektöründeki işçiler için bayram günü ilan edilmiş. Bu fırsatı halkın gönlünü kazanmak için kullanmamak elbette olmazdı.

Felâketin Ayak Sesleri

Nükleer atıkların depolandığı ve işlendiği Mayak Nükleer Tesisi’nde 1957 yılında çok güçlü bir patlama meydana gelmiş. Sovyetler Birliği, Kyshtym adıyla kayıtlara geçen bu kazadan sonra, dış dünyayla kendisi arasına adeta bir kabuk oluşturmaya çalışarak, olayı elinden geldiğince saklamış. Benim küstahça bir korunma mekanizması olarak değerlendirdiğim izole olma durumu, her komünist yapıda olduğu gibi burada da geçerli. Bu kazada, nükleer atıkların saklandığı tankların aşırı ısınması, reaksiyona girip patlamaya sebep olmuş. Devasa boyutlu bu patlama, tankların içinde 80 ton olduğu varsayılan nükleer atığın çevreye yayılmasına neden olmuş. Böylece 1000 kilometre karelik bir alan nükleer kirlenmeye maruz kalmış. 1957 yılında meydana gelen bu elim kaza, Sovyet yetkilileri için dersler içerirken, bir taraftan da gerçekleşebilecek daha büyük bir felaketin sinyallerini taşıyordu.

1957 yılında meydana gelen Kyshtym kazasında yayılan radyasyonun coğrafi boyutu (Wikipedia)

Kara Gün Gelip Çatınca…

Birileri dersini almamış olacak ki; Çernobil, takvim yapraklarına dünya tarihinin en çarpıcı kazalarından birini yazmaya hazırlanıyordu. Tarih 26 Nisan 1986. Cumartesi’nin ilk saatleri. İnsanlar alışılageldiği şekilde hayatlarına devam ederken, yetkililer reaktörlerin birinde deney yapmaya karar verdiler. Fakat reaktörün gücünde meydana gelen dalgalanmalar bir şeylerin ters gittiğini söylüyordu. Tabii; bu aşamadan sonra yapılan müdahaleler, silahın namlusundan çıkan bir mermiyi durdurmaya çalışmaktan farksızdı. Ve kaçınılmaz sonuç gerçekleşti. Dördüncü reaktörde önce bir sızıntı oluştu, hemen akabinde de yangın çıktı.

Çernobil Nükleer Santrali

Bu kaza, Kyshtym kazasından farklı olarak, bir reaktörde gerçekleşti. Dolayısıyla enerjisinde ve reaktör çekirdeğinde bulunan maddenin yoğunluğu çok daha fazlaydı. Nisan rüzgarları sevgililer için oldukça romantik tablolar sunuyor olabilir. Fakat aynı rüzgar bu kez ölümcül radyasyonun geniş bir coğrafyaya yayılmasına neden oldu.

Terkedilmiş Pripyat Şehri, 1989

Başka bir iddiaya göre, reaktör mühendisliği bu felâketin baş aktörüydü. Yani; reaktörün çalışma prensibi kazayı da beraberinde getirmiş oluyor. Bu kaza, dünyada gerçekleşen ilk santral kazası olmadığı için, bu iddiayı dikkate almayı gerek görmüyorum. Kısacası; önlenmesi mümkün olmayan bu felâketin teknik detaylarında boğulmak yerine, olayın sosyolojik boyutlarına değinmek istiyorum.

Pripyat’taki terkedilmiş Polesye Oteli

Her milletin ve hatta her bireyin farklı zihin yapısı ve farklı iş görme eğilimleri vardır. Atalarımız buna “Her yiğidin yoğurt yiyişi farklıdır” demişler. Bu farklılaşma mono tipleşmeden kurtulmamıza, hayatımıza etki eden olguların anlaşılıp katlanılabilir olmasını sağlıyor. Bu sürecin birçok farklı değişkenin etkisiyle şekillendiğini de unutmamak gerekir. Sovyet yetkililerin diğer ülkelerde kullanılan reaktörlerden farklı bir tasarım kullanması, ortamın siyasal koşullarını dikkate alınca, beni pek yadırgatmıyor.

Felâketin Etkileri

Bu olaya, reaktörde çalışanlarla birlikte pek az sayıda Pripyat’lı tanık oldu. Ne yazıktır ki; tanıkların birçoğu hayatını kaybetti. Fakat, aralarında 80’li yaşlarına ulaşabilenler de var. Onlardan biri tesisin sorumlularından Alexander Davidovich Hellerman. 2016 yılında olayla ilgili bir açıklamada bulunmuş. (Konuyla ilgili haberi okumak için: http://www.milliyet.com.tr/30-yil-sonra-cernobil-den-geriye/dunya/detay/2233614/default.htm

Çernobil kazasında dağılan radyasyonun 26 Nisan ve 9 Mayıs arasında yayıldığı coğrafyayı aşağıdaki videoda izleyebilirsiniz.

Uluslararası Nükleer Olay Ölçeği’ne göre bu kaza, dünyanın en büyük nükleer felâketi. Etkileri ise hâlen devam ediyor. Felâketin büyüklüğüne karşın, kaza anında ölenlerin sayısı oldukça az. Sovyet yetkililerin kazadan hemen sonra yaptığı açıklamaya göre ölü sayısı sadece otuz bir. Pripyat şehrinin tamamen boşaltılmasıyla birlikte 200 bin kişi evinden uzaklaşmak zorunda kalmış. Şehre yeniden yerleşmek ise 900 yıl boyunca mümkün olmayacak.

Kazanın küresel boyuta ulaşması, radyoaktif yüklü bulutun neredeyse tüm dünya üzerinde dolaşmasıyla gerçekleşti. Bulut gezindikçe yalnızca insanlar değil, toprak ve su da radyoaktiviteye maruz kaldı. Asıl etkileri ise zaman ilerledikçe meydana çıktı. Canlılar genetik bozukluklarla doğmaya başladı. Ölümler arttı. Kirlenme sonucunda gıdalar insanları zehirlemeye başladı. Ülkelerin kriz anında şeffaf tutuma sahip olmaması ve etkilenen ülkelerin bir araya gelmemesi gibi sebepler, olayın büyüklüğünü belirlemeyi neredeyse imkansızlaştırdı.

Çernobil kazasından sonra genetik bozukluklar sıklıkla görüldü.

Gorbaçov Ne Dedi?

Dönemin Sovyet lideri Mihail Gorbaçov, kazanın üstünden geçen on sekiz günün ardından, ulusal haber ajansına detaylı bir açıklamada bulunmuş. On üç sayfalık bu açıklama metni, Novosti Press Agency tarafından “Mikhail Gorbachev’s Speech on Soviet Television” ismiyle kitaplaştırılmış. Kitabın kendimce önemli bulduğum kısımlarını sizle paylaşıyorum:

İyi akşamlar, yoldaşlar! (Sovyet tarzına uygun bir başlangıç.)

Hepinizin bildiği gibi, bir talihsizlik ortaya çıktı. Çernobil Nükleer Santrali’ndeki kaza, Sovyet halkını acı bir şekilde etkilemiş ve uluslararası kamuoyunun endişesine neden olmuştur. İlk defa, gerçekte, kontrolden kurtulan nükleer enerji kadar gaddar bir güçle karşılaştık. Peki ne oldu? Uzmanların raporladığı gibi, reaktörün kapasitesi dördüncü birimin kapatılması sırasında aniden yükseldi. Buharın önemli miktarda emisyonu ve müteakip reaksiyon, hidrojen oluşumuna, patlamasına, reaktöre zarar vermesine ve buna bağlı radyoaktif salıma yol açtı. (Gaddar bir yük açıklaması çok manidar olmuş.)

Komünist Parti Merkez Komitesi ve Sovyet Hükümeti adına ölen kişilerin ailelerine ve yakınlarına, çalışma kolektiflerine ve bu talihsizlikten mustarip olan herkese, kişisel zarar vermiş olmaktan büyük bir başsağlığı diliyorum.

Zor zamanlarda Sovyet halkıyla dayanışma gösterdiğimiz sosyalist ülkelerdeki arkadaşlarımıza çok minnettarız. Diğer ülkelerdeki samimi sempati ve destek için siyasi ve kamusal figürlere minnettarız.

(Gorbaçov’un uluslararası çevreden gelen eleştirilere cevap verdiği kısmı eklemedim.)

Nükleer konularda dikkat arttıkça, Sovyet Hükümeti, tüm koşulları halkının güvenliği ve insanlığın tümüyle birlikte değerlendirdi ve nükleer testler üzerindeki tek taraflı moratoryumunu bu yılın 6 Ağustos tarihine kadar uzatmaya karar verdi. 40 yıl önce ilk atom bombasının Japonya’nın Hiroşima kentine düştüğü tarih olan yüzbinlerce insan hayatını kaybetti.

Başkan Reagan’a teklifimi, bizi kabul etmeye ya da örneğin Hiroşima’da hazır bulunacak ve nükleer test yasağı üzerinde anlaşmaya varacak herhangi bir Avrupa devletinin başkentinde gecikmeksizin toplanmayı öneriyorum.

(Fırsatını bulursanız Gorbaçov’un konuşmasını okumanızı öneririm.)

Ülkeler insanların hayatına değer verdiğini ifade etse de, bu konuda ayrıcalıklı davranmaktan vazgeçmiyorlar. Odağı gerçekten insan olan, ayrımcılık gözetmeyen pek az ülke var. Gorbaçov, bu çağrıyı karşılık alamayacağını bilerek, adeta siyasi bir şov olarak yapmış. İzlemek isteyenler için bu konuşmanın bir kısmı Amerikan televizyonu ABC tarafından haberleştirilmiş.

Türkiye’de Neler Oldu?

Kazadan ancak üç gün sonra haberimiz olmuş. Hürriyet Gazetesi “Tepemizde Ölüm Bulutu Dolaşıyor NÜKLEER ALARM” manşetiyle haber yapmıştı. Radyasyon seviyesindeki yükseklik ilk kez 30 Nisan’da tespit edilmiş. Kazadan bir hafta sonra radyoaktif yüklü bulut Avrupa üzerinden Trakya bölgesine ulaşmıştır. İlerleyen bir hafta içinde Batı ve Doğu Karadeniz’e ulaşmıştır.

İlerleyen günlerde halk, Karadeniz’de yetişen çay ve fındığın radyasyondan etkilendiği, bu nedenle sağlığa zararlı olduğuna inanmıştı. Zira inanmakta haklılardı. Çünkü kazadan sonra radyasyon seviyesinin (Batı Karadeniz’de) normalden 20 kat fazla olduğu gözlemlenmiş. Yetkililer ise bu durumun tersini savunmuşlardı. Bu tartışmaları gazete sayfalarından takip etmenin oldukça çarpıcı olduğunu söylemeliyim.

Günaydın gazetesinin 24 Haziran 1986 tarihli Çernobil manşeti

Halkın Çernobil’e duyduğu nefret, kanser vakalarını Çernobil’e dayandırmalarıyla başladı. Bu olaydan sonra yakınları hasta olanların hislerini anlamak gerek. Bu nefret duygusunun toplumun geneline yayılması, bana göre Kazım Koyuncu’nun hayatını kaybetmesiyle oldu. Onu çok seven Karadeniz halkı, Koyuncu’yu kaybettikleri kendi aile bireyleriyle özdeşleştirdi. Kanser vakaları arttıkça bu algı üzerinde çalışma yapıldı. Her hastalığın sebebi yüzde yüz doğrulanamayacağı için bu çalışmaları pek anlamlı bulmuyorum. İller bazında yapılan karşılaştırmalı çalışmalara Çernobil’in kanseri tetiklemediği yönünde bir sonuç çıkarmıştır.

Çernobil felâketinden sonra yaşananlar tam anlamıyla bir kaostu. Tüm ülkelerin sınav vereceği önemli bir krizdi. Bu krizde dış ülkelerle ilişkiler geliştirilmeli, içerideki gündem kontrol altına alınmalıydı. En önemlisi de, kazanın olumsuz etkilerini gidermek için çalışmak gerekiyordu. Biz de dahil olmak üzere hangi ülkenin bu krizden başarıyla çıktığını sizin takdirinize bırakıyorum.

Hürriyet gazetesinin 26 Aralık 1986 tarihli Çernobil manşeti

Çernobil konusunda bir şeyler karalamadan önce, yazımın çok güçlü bir başlığa sahip olmasını istiyordum. Tarihe Yazılan Bir Kara Leke oldukça güçlü gibi görünse de, Çernobil felâketini anlatmak için kelimeler kifayetsiz kalıyor. Çernobil insanın sebep olduğu ilk felâket değil, ama diğer birçok kaza gibi ders alınması gereken bir olay. Tiksindirici olan ise, bu tür kazalardan sonra ülkelerin siyasi, ekonomik, çıkarcı tutumları. Her yeni gün beraberinde yeni bir insanlık suçu getirmeye gebe. Üzücü olan şudur ki, bir araya gelip iyi bir ortam kurmayı beceremiyoruz. Yaşananlardan ders almadığımız apaçık ortada. İşte bu yüzden sağırlaşıyor ve başka bir felâket yaşamamak için yalnızca temenni ediyoruz. Ben de inatla, her yeni günün mutluluk ve huzur getirmesi temennisiyle şimdilik size veda ediyorum.

Mert Zımba

Content Protection by DMCA.com

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın